Yönetimi : 1421 - 1451
Altıncı Osmanlı sultanı. Babası Çelebi Sultan Mehmed, annesi Dulkadır ailesinden Emine Hatun olup, 1404’te Amasya’da doÄŸdu. ÇocukluÄŸu Amasya, Bursa ve Edirne’de geçti. Küçüklüğünden itibaren devrin büyük alimlerinden okuyarak yetiÅŸti. 1415’te on iki yaşındayken idari ve askeri bilgileri öğrenip, tecrübe sahibi olması için, lalası Yörgüç PaÅŸanın yanında Amasya ValiliÄŸine tayin edildi.
Åžehzade Murad, ilk vazife yeri Amasya’dayken, 1416’da asi Börklüce Mustafa isyanını bastırdı. 1421’de Anadolu Beylerbeyi Hamza Bey ile İsfendiyaroÄŸulları'ndan Samsun’u aldı. Babasının vefatıyla 25 Haziran 1421’de Bursa’da tahta çıktı.
Sultan İkinci Murad Han, 1422’de Osmanlı Devleti için büyük tehlike arz eden Bizans’ın entrikalarına son vermek ve hazret-i Muhammed sallallahü aleyhi ve sellem tarafından vaad edilen manevi müjdelere kavuÅŸmak için İstanbul’u kuÅŸattı. Bunun üzerine Bizans İmparatoru, Anadolu Beyliklerini, Osmanlı Devleti aleyhine kışkırttı. Sultan İkinci Murad Hanın kardeÅŸi Küçük Mustafa, isyan ederek Karaman ve Germiyan beylik kuvvetleriyle Bursa’yı kuÅŸatınca, İstanbul’da kafi miktarda kuvvet bırakıp, Edirne’ye gitti. Edirne’den Bursa’ya geçti. Küçük Mustafa yakalanıp, cezalandırıldı. Karaman, Eflak beyleri ve Venedikliler ile antlaÅŸma yapıldı. Candarlı İsfendiyar Bey itaat altına alındı. İstanbul kuÅŸatmasını hızlandıran Murad Han, İmparatorun ÅŸehri Venedik hakimiyetine teslim edebileceÄŸi ihtimaliyle 22 Åžubat 1424’te Bizanslılarla antlaÅŸma yaptı. Bu antlaÅŸma ile, Ege ve Karadeniz kıyılarını Osmanlılara terk eden Bizanslılar, yıllık otuz bin düka altın haraç vermeyi kabul ettiler. Anadolu’da İzmir, MenteÅŸe ve Teke beylikleri, Osmanlı hakimiyetine geçti. Germiyan BeyliÄŸi, Osmanlı Devletine katıldı. 1425’te Selanik’i ele geçiren Venedikliler, Osmanlılara karşı Macarlar ile ittifak kurdular. 1426’da Batı Anadolu’dan hareket eden Türk denizcileri, Venediklilere ait EÄŸriboz, Modon ve Koron’a sefer yaptılar. Osmanlı-Venedik Harbi 1425-1430 yılları arasında devam etti. Venediklilerin batı ve doÄŸu devletleriyle ittifak kurmasına raÄŸmen, Sultan İkinci Murad Han, Åžubat 1430’da Selanik’i fethetti. Venedik donanması, Gelibolu’da Türk donanmasına taarruz ettiyse de müthiÅŸ bir bozguna uÄŸradı. Temmuz 1430’da, Osmanlı-Venedik Harbine son veren Lapseki AntlaÅŸması imzalandı. Selanik Osmanlılarda kaldı. Venedikliler yıllık vergiye baÄŸlandı.
İtalyanların hakimiyetindeki Yanya’da, ahali, despot kavgalarından bıkmıştı. Yanyalılar, Selanik’te bulunan Osmanlı Sultanı İkinci Murad Hana müracaat edip, Türk adaletine sığınarak hürriyet istediler. Rumeli Beylerbeyi Sinan PaÅŸa, ahalinin hürriyetine dair Sultan Murad Hanın fermanını getirince, ÅŸehrin anahtarı Osmanlılara teslim edildi. Böylece 1431’de Yanya ve çevresi de Osmanlı hakimiyetine girmiÅŸ oldu.
Balkanlarda ahalinin Osmanlı adaletini, kendi ırk, din, dil ve kültüründen olan idareye tercihi, başta Papalık olmak üzere Hıristiyan kral, despot ve prenslerini telaşa düşürdü. Balkan milletlerinin Osmanlı idaresini tercih etmelerinin önüne geçmek için, içeride ahaliye zulüm, dışarıda da diğer devletlerle ittifak kurdular. Türk'ü Türk'e düşürmek için, hakimiyet mücadelesindeki Anadolu beyliklerini Osmanlılar üzerine saldırtırken, Papanın da teşvikiyle büyük bir Haçlı ordusu kurmak için hazırlıklara başladılar.
1435’te KaramanoÄŸlu İbrahim Bey yola getirildikten sonra, İkinci Murad Han, Rumeli’ye geçti. Akıncı Beyi Ali Bey’e Macaristan’ı vurma emri verildi. 1437’de Ali Bey’in kırk beÅŸ gün süren Macaristan akınında, Demirkapı geçilerek Erdel’e girildi. Akıncılar Macar ÅŸehirlerinin askeri mevkilerini tahrip edip, yetmiÅŸ bin esir alarak, pek çok ganimetle döndüler. Osmanlılara karşı düşmanca tavır alan Sırp Kralı Brankoviç’ten, 1439’da ülkesinin baÅŸÅŸehri Semendire’nin anahtarı istendi. Brankoviç, Osmanlı teklifini kabul etmediÄŸi gibi ayrıca ordu hazırlattı. Osmanlıların taarruz harekatını haber alan Brankoviç, Semendire’nin müdafaasını oÄŸluna bırakıp, Macar Kralına sığındı. Üç ay kuÅŸatmadan sonra Semendire kalesi 27 AÄŸustos 1439’da fethedildi. Almanya İmparatoru ve Macaristan Kralı İkinci Albert, Semendire’yi kurtarmak için sefere çıktı. Macaristan Seferi kumandanlarından İshak Bey ve Osman Çelebi kumandasındaki Osmanlı ordusuyla karşılaÅŸan İkinci Albert, muharebe baÅŸlamadan ordusuyla kaçmaya baÅŸladı. Macar ordusunun müthiÅŸ bir bozgun havasıyla kaçışı, İkinci Albert’i de korkuttu. Albert, bu telaÅŸ içinde canını zor kurtardı. Bu seferden ürken Bosna Kralı Tvartko yıllık yirmi bin duka altın vergisini, yirmi beÅŸ bin duka altına çıkardı. 1441’de Belgrad KuÅŸatmasının neticesiz kalışı, Avrupalıları ümitlendirip, yeni bir ittifaka heveslenmelerine sebep oldu. Macarların milli kahramanı Hunyadi YanoÅŸ’un, Bosna’ya giriÅŸi, Balkan hükümdarlarının ve Anadolu beyliklerinin Osmanlılara karşı birleÅŸmesine yol açtı. Bu sırada İkinci Murad Hanın, KaramanoÄŸulları meselesiyle meÅŸgul olmasından istifade eden Haçlı ordusu, 1443’te Tuna’yı aÅŸarak Sofya ve NiÅŸ’i aldı. 1444’te Yalvaç Muharebesinde, iki taraf da kesin bir üstünlük kuramadı. Haçlılar, geri çekildiler. Neticede, 12 Temmuz 1444’te Macarlarla on yıl süreli Segedin Sulh AntlaÅŸması imzalandı.
Sultan İkinci Murad Han, Segedin AntlaÅŸmasından sonra; Hacı Bayram-ı Veli’nin İstanbul’u fethedeceÄŸini iÅŸaret buyurduÄŸu oÄŸlu Mehmed (Fatih) lehine; “SaÄŸlığımda oÄŸlumun padiÅŸahlığını göreyim” diyerek saltanattan çekildi. Osmanlı tahtına on iki yaşındaki İkinci Mehmed Hanın geçirilmesi on yıllık Segedin Sulh AntlaÅŸmasına raÄŸmen, baÅŸta Papalık ve Macarlar olmak üzere Avrupa devletlerini ümitlendirdi. Osmanlılara karşı birleÅŸerek hazırlıklarını süratle tamamladılar. Hunyadi YanoÅŸ, Segedin AntlaÅŸmasını bozarak, yanında Papalık kuvvetleri de olduÄŸu halde, büyük bir Haçlı ordusuyla hareket etti. On iki yaşındaki Sultan Mehmed Han, ömrünün yirmi sekiz yılını muharebe meydanlarında geçiren babası İkinci Murad Hanı, yaşından umulmayacak ifadelerin bulunduÄŸu tarihi davet mektubu ile, tahta geçmeye çağırdı. İkinci Murad Han, Manisa’dan Edirne’ye geldi. Murad Hanın kumandayı ele almasından sonra, tecrübe, dirayet ve askerlerin içten baÄŸlılığının da verdiÄŸi kuvvetle, Varna’da Haçlılara karşı Türk tarihinin en muhteÅŸem zaferlerinden biri daha kazanıldı. (Bkz. Varna Muharebesi)
Tekrar tahta çıkan Murad Han, ilk seferini Bizans İmparatorunun kardeÅŸi, Mora despotu Konstantin’in tecavüzkarane faaliyeti üzerine yaptı. Despot Konstantin’den, Mora’da tecavüzleri durdurması ve iÅŸgal ettiÄŸi araziden çekilmesi istendiyse de reddedildi. Elde edilen bilgiler neticesinde Turahan Bey kumandasında öncü akıncı kuvvetleri gönderildi. Sultan Murad kumandasındaki asıl Osmanlı ordusu, 1446’da Korent ve Balyabadra’yı zaptetti. 1447’de Arnavutluk isyanı bastırıldı.
Macarların milli kahramanı Hunyadi YanoÅŸ, Varna Muharebesi maÄŸlubiyetinin lekesini silmek için Macarlardan baÅŸka Eflak, Bohemya ve Almanya’dan kuvvet toplamıştı. Asi Arnavutluk Beyi dönme İskender ile de ittifak kuran Hunyadi YanoÅŸ, kendisiyle beraber olmayan Sırbistan’ı iÅŸgal edip, Tuna’yı geçti. Osmanlı Sultanı Murad Han, Haçlı ittifakına karşı lüzumlu hazırlıkları tamamlayıp, Anadolu Beyliklerinden de yardımcı kuvvetler aldı. Kosova’da düşmana karşı cephe alan Murad Han, Türk-İslam an'anesince, Muharebeden önce antlaÅŸma teklif ettiyse de Haçlılar kabul etmedi. 17 Ekim 1448’de baÅŸlayan ve üç gün devam eden meydan muharebesi, Haçlıların bozgunu ile neticelendi (Bkz. Kosova Meydan Muharebesi). Hunyadi YanoÅŸ, canını güçlükle kurtarabildi. Murad Han, 1450’de Arnavutluk Seferine çıktıysa da tamamlayamadı. 3 Åžubat 1451 tarihinde vefat etti. Vasiyetnamesini tanzim edip vezirlere ÅŸahitlik ettirdi. Bursa’ya defnedildi. Türbesi, Bursa’da Muradiye mahallesinde yaptırmış olduÄŸu cami yanındadır.
Sultan Murad, büyük bir sarsıntıdan yeni çıkmış olan devletin hükümdarı olduÄŸu zaman, çok gençti. Anadolu’da Timur Han'la yeniden ortaya çıkan Türk Beyliklerinin; Rumeli’de ise devletin zaafından istifade etmek için fırsat gözleyen Balkan ve Avrupa devletlerinin korkunç ihtiraslarıyla karşı karşıya idi. Bizans, devletin başına her gün yeni bir gaile, bir iç buhran açmak için sinsi sinsi çalışıyordu. Böyle buhranlı bir devirde devlet idaresini eline alan Sultan Murad Han, hayatı boyunca, Anadolu’da Türk birliÄŸinin kökleÅŸmesi için çalıştı. Rumeli’de tabii hudutlar içinde yaÅŸamayı tercih etmesine raÄŸmen, memleket menfaati icab ettirdiÄŸi vakit asla vazifeden kaçmayacak ve hayatını bu uÄŸurda fedadan çekinmeyecek kadar cesur, metin, iradeli, azimkar idi. İç ve dış gailelerle geçen hükümdarlık hayatı sonunda, sadece siyasi ve askeri bakımdan deÄŸil, medeniyet bakımından da yeni çağı açacak olan oÄŸlu Sultan Mehmed’e, mamur ve her türlü ilmi geliÅŸmeye hazır bir ülke bıraktı.
Murad Han, ince ruhlu, hassas, lütufkar, adil, merhametli olup sözüne sadık, cesur ve tedbir sahibi, kumanda kabiliyeti yüksek bir devlet adamıydı. On iki yaşında şehzade iken başlayan muharebe hayatı, vefatına kadar devam etti.
İlmi sohbetleri sever, alimleri himaye eder ve onların ihtiyaçlarını karşılardı. Haftanın iki gününü ilim meclisinde sohbetle geçirirdi. Kendisinin de ilmi ve ibadeti çok; zühd, vera ve takvası pek fazlaydı. OÄŸlunu ve kızlarını evlendirdikten sonra, bir gün veziri Çandarlı İbrahim PaÅŸaya dönmüş; “Koca Çandarlı! Bu dünyada arzulanan nedir ki? OÄŸul evermek, kız çıkarmak... Bunları Allahü tealanın izniyle yerine getirdik. Geriye iman ile gitmek kaldı” demiÅŸti.
Hemen bütün ömrünü gaza meydanlarında geçirdiÄŸi halde, imar iÅŸlerine ehemmiyet verip çok eser bıraktığı için Ebü’l-Hayrat diye anıldı. Bursa, Edirne ve baÅŸka ÅŸehirlerde, yoksullar için imaret ve ulema için medrese yaptırdı. Edirne’de darülhadis ve buna gelir olarak Tahtakale Hamamı, Alacahamam ve Üç Åžerefli Camiini yaptırıp, bunları bir çok vakıflarla destekledi. Bursa’da Muradiye semtinde cami, medrese ve imaret yaptırdı. Edirne’de Ergene civarında bir köprü yaptırıp, Uzunköprü kasabasını kurdu. Selanik ve İpsala’da da camiler inÅŸa ettirdi. Her yıl Kudüs, Halil-ür-Rahman, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere yoksulları için otuz beÅŸ bin altın gönderirdi. Ankara bölgesinde Balıkhisarı adlı büyük bir subaşılığın köylerini Mekke yoksullarına vakfetmiÅŸti. BulunduÄŸu ÅŸehirde, her yıl on bin altını kendi eliyle seyyidlere paylaÅŸtırırdı. Tebaasının hakkına ziyadesiyle riayet eder, kul hakkından pek sakınırdı. Babası Çelebi Sultan Mehmed Handan kalma, Mekke-i mükerreme ve Medine-i münevvere fakirlerine, Resul-i ekrem efendimizin (sallallahü aleyhi ve sellem) komÅŸularına hediye gönderme adetini devam ettirdi.
Tezkirelerin, şiir söyleyen ilk Osmanlı sultanı olarak zikrettikleri İkinci Murad Han;
Gerçi-kim haddim değüldür buseni kılmak dilek,
Arif olan çün bilür anı ne lazım söylemek.
gibi ustaca şiirler yazabilecek kadar kuvvetli bir şairdi. İlme ve alimlere çok hürmet edip evliyaya izzet ve ikramda kusur etmediği için, memleketi alim ve evliya yurdu oldu. Herkesin duasını aldı, pek kıymetli eserlerin yazılmasına, tercüme edilip Türkçe'ye kazandırılmasına ve kıymetli ilim müesseselerinin inşasına vesile oldu.
Yazılan eserlerde açık bir dil kullanılmasını emrederek, Türkçe yazmak hususunda titizlik gösterdi. Devrinde Osmanlı sarayı, alim ve ÅŸairlerin buluÅŸtuÄŸu bir yer oldu. Büyük alim Molla Yegan bile ona hac dönüşünde hediye olarak, Fatih’in hocası alim Molla Gürani’yi getirmiÅŸti. Bu husus hiç bir milletin kültür tarihinde rastlanılmayan eÅŸsiz bir hadise olup, İkinci Murad Hanın ilme verdiÄŸi deÄŸeri de gösterir. Osmanlı Devletinde, devrinde en çok eser yazılan padiÅŸah olması bakımından dikkat çeker. Gerçekten onun devrinde manzum, mensur pek çok eser yazılmış ve Osmanlı sarayı, eserler hazinesi durumuna gelmiÅŸtir.
Yine tezkirelerin kaydettiÄŸine göre, Osmanlı padiÅŸahları içinde, ÅŸiirleri ilk defa kaydedilen padiÅŸahtır. Devrinde ÅŸuara (ÅŸairler) tezkirelerinde temel teÅŸkil eden bazı nazire mecmuaları da onun adına ithaf edilmiÅŸtir. Ayrıca adına ithaf edilen pek çok eser vardır ve hemen hepsinde İrÅŸadü’l-Murad ile’l-Murad, Mesnevi-i Muradiyye ve Muradname gibi bu padiÅŸahın ismi geçer.
Devrinde görülen geniş tabanlı bu kültür faaliyeti, sonraki asırlara da temel teşkil etmiştir.



