Osmanlı Sultanlarının Hayatları - Kanuni Sultan Süleyman

Osmanlı tarihi, Türk tarihi, tarihimiz hakkındaki paylaşımlar..

Osmanlı Sultanlarının Hayatları - Kanuni Sultan Süleyman

Mesajgönderen vefakardost tarih 4/2/2007, 13:18

Osmanlı Devleti'nin onuncu sultanı ve İslam halifelerinin yetmiş beşincisi. Babası Yavuz Sultan Selim Han, annesi Aişe Hafsa Sultan olup, Kanuni lakabıyla meşhur oldu. Avrupalılar Büyük Türk ve Muhteşem Süleyman lakaplarını verdiler.
On beÅŸ yaşına kadar Trabzon’da kalarak, Yavuz Selim’in vazifelendirdiÄŸi devrin alimlerinden ders aldı. 6 AÄŸustos 1509’da dedesi İkinci Bayezid Han (1481-1512) tarafından Kırım Yarımadası'ndaki Kefe Sancağı BeyliÄŸine gönderildi. Yavuz Sultan Selim Han, 1512’de Osmanlı tahtına geçince Kırım’dan İstanbul’a çaÄŸrıldı. 1513’te Saruhan (Manisa) Sancak BeyliÄŸi verildi. Yavuz Sultan Selim Hanın 1514 İran ve 1516 Mısır seferlerinde Rumeli’nin muhafazasıyla vazifelendirilerek, Edirne’de oturdu. Yavuz Sultan Selim Hanın vefatında, Manisa’da bulunan Åžehzade Süleyman, Veziriazam Piri Mehmet PaÅŸa vasıtasıyla İstanbul’a davet edilip, 30 Eylül 1520’de tahta çıkarak, onuncu Osmanlı Sultanı ve yetmiÅŸ beÅŸinci İslam Halifesi oldu. Piri Mehmet PaÅŸa'yı veziriazamlık makamında bırakarak, Divan-ı Hümayun'a ilk defa dördüncü bir vezir olarak Kasım PaÅŸayı tayin etti. Memleketin iç iÅŸlerini düzeltip, Osmanlı ülkesinde huzur ve sükun temin ettikten sonra, Avrupa seferlerine baÅŸladı.

Avrupa Seferleri

Belgrad Seferi: Yavuz Sultan Selim Han (1512-1520) devrinde Osmanlı Devleti doÄŸu siyasetini takip ederek, hudutlarını emniyete almıştı. Bu sebeple Kanuni Sultan Süleyman Han, doÄŸudan emin olarak ilk seferlerini Avrupa üzerine yaptı. Macar Kralı II. LayoÅŸ’un, Kutsal Roma Cermen İmparatoru Åžarlken’e güvenerek, Osmanlı elçisine düşmanca davranması üzerine, Orta Avrupa’nın kilidi sayılan ve önceki devirlerde üç defa kuÅŸatılıp alınamayan, Belgrat üzerine sefere çıktı. 18 Mayıs 1521’de İstanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, 29 AÄŸustosa kadar ÅŸehrin çevresindeki kaleleri fethettirdi. 29 AÄŸustos 1521’de Belgrat Kalesi de teslim alınarak, 30 aÄŸustos Cuma günü, ÅŸehrin en büyük kilisesi camiye çevrilip, Cuma namazı kılındı. Belgrat’ın imarı için hazineden büyük yardımlar yapıldı.s

Mohaç Seferi: Macar Kralı II. LayoÅŸ’un; Åžarlken ile akrabalık kurup, Osmanlı Devletine karşı İran Safevi Devleti ve Sultan Süleyman Hanın hakimiyetindeki Eflak ve BoÄŸdan beylikleriyle ittifak kurması, Papalığın Haçlı ruhu ile Hıristiyanları kışkırtması ve esir Fransız Kralı için annesinin, Osmanlı Sultanından yardım istemesi üzerine bu sefer tertip edildi. 23 Nisan 1526’da İstanbul’dan hareket eden Kanuni, 29 AÄŸustos 1526’da Macaristan ve Haçlı ordusunu Mohaç Meydan Muharebesinde büyük bir maÄŸlubiyete uÄŸratarak, zafer kazandı (Bkz. Mohaç Meydan Muharebesi). Macaristan Krallığının baÅŸÅŸehri Budin (BudapeÅŸte) dahil Macaristan, Erdel (Transilvanya) Türklerin hakimiyetine geçti.

Avusturya Seferi: Mohaç Meydan Muharebesinden sonra, Macaristan’da askeri harekat bitti. Fakat siyasi faaliyetler baÅŸladı. Osmanlı padiÅŸahının, Budin muhafazasına ahalinin de arzusuyla tayin ettiÄŸi, Erdel Voyvodası Zapolya’ya karşı, Viyana ArÅŸidükü Ferdinand, Macar kralı olmak için harekete geçti. Ferdinand 1527’de Macaristan’a girip Zapolya’yı maÄŸlup ederek, Budin’i iÅŸgal etti. Macaristan’daki hudut hadiseleri ve Zapolya’ya yardımda bulunmak üzere Sultan Süleyman Han, 10 Mayıs 1529’da Avusturya Seferine çıktı. Ferdinand’ın iÅŸgalindeki Budin 8 Eylül 1529’da teslim alındı. Zapolya 14 Eylülde Osmanlıya sadık kalmak ÅŸartıyla Kral YanoÅŸ ünvanıyla Macar tahtına geçirildi. Osmanlı Ordusu 22 Eylülde Avusturya’ya girdi ve 25 Eylülde Viyana önlerine geldi. Viyana’nın teslimini isteyen Kanuni Sultan Süleyman Han, teklifin kabul edilmemesi üzerine; 27 Eylül 1529’da ÅŸehri kuÅŸattı. (Viyana KuÅŸatması)

1529 Avusturya Seferinde Türk akıncıları, Osmanlı Tarihinin en büyük akın hareketini yaptılar. Avusturya, Güney Almanya toprakları Türk akıncılarınca çiÄŸnenerek, bütün Avrupa Osmanlıların azametini, ÅŸaÅŸaasını gördü. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Åžarlken korktuÄŸundan, meydan muharebesi için ortaya çıkamadı. Mevsim ve ÅŸartların elveriÅŸsiz olması üzerine Osmanlı padiÅŸahı, ordusuyla 16 Ekim 1529’da Viyana’dan Budin’e hareket etti. 1530’da ArÅŸidük Ferdinand’ın elçi heyeti İstanbul’da sultanla görüştü. İsteklerinde samimi olmayan Ferdinand, sulh görüşmeleri yapılırken tekrar Budin’i kuÅŸattırdı. Åžehir, Türk kuvvetleri ve Macarlar tarafından müdafaa edilerek, kuÅŸatma kaldırtıldı.

Alman Seferi: Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Åžarlken’in ve kardeÅŸi Avusturya ve Bohemya Kralı Ferdinand’ın Macaristan’ın içiÅŸlerine karışması üzerine Kral YanoÅŸ, Sultan Süleyman Handan yardım istedi. PadiÅŸah, 25 Nisan 1532’de Alman seferine çıkıp, yüz yirmi bin mevcutlu ordusuyla Avusturya’yı zaptetti. Åžarlken, 250.000 kiÅŸiden fazla Hıristiyan ordusuyla Osmanlıların karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Osmanlı Sultanının Alman Seferi de, düşman ülkesinin ezilmesi ve Avusturyalılardan birçok kaleyi almasıyla neticelendi. Sultan Süleyman Hanın, Alman Seferi münasebetiyle Orta Avrupa’da bulunmasından korkup, meydan muharebesinden kaçan Åžarlken, 22 Haziran 1533 tarihli İstanbul AntlaÅŸması'yla Osmanlı Devleti'nin ve Sultanın üstünlüğünü kabul etti. İstanbul AntlaÅŸmasına göre:

1) Kral Ferdinand, Kanuni Sultan Süleyman Hanı baba ve metbu (kendisine tabi olunan, uyulan) bilecek ve ancak “kardeÅŸ” diye hitap ettiÄŸi veziriazamla eÅŸit sayılacaktır. 2) Kral Ferdinand, Osmanlı ülkesine tecavüz etmeyecek ve Sultan da Avusturya ülkesiyle ahalisini kendi tebaası bilecektir. 3) Kral Ferdinand, Macaristan üzerindeki veraset iddialarından vazgeçecek; Macaristan’ın batısı ve kuzey batısındaki arazisinin hakimi olacaktır. 4) Macar Kralı YanoÅŸ ile Kral Ferdinand arasında, Osmanlıların uygun göreceÄŸi hudut geçerli olacaktır. 5) Eski Kraliçe ve Ferdinand’ın kızkardeÅŸi Maria’nın kocasından miras kalan malikhane, geçimi için ihsan edilecektir. 6) Bu antlaÅŸma geçici deÄŸil, devamlıdır.

Avrupa’da, Fransa’dan baÅŸka Avusturya’nın da Osmanlı Sultanının himayesini kabul etmesiyle Åžarlken’in “Avrupa İmparatorluÄŸu” kurma projesi gerçekleÅŸemedi. Türklerin takip ettiÄŸi cihanşümul dünya hakimiyeti siyaseti gereÄŸince, Kanuni Sultan Süleyman Han ve Osmanlı Devleti, Avrupa’da tek başına söz sahibi oldu.

BoÄŸdan Seferi: Osmanlı Devletinin düşmanlarıyla iÅŸbirliÄŸi yapan BoÄŸdan Voyvodalığının bazı hareketleri üzerine sefere karar verildi. 8 Temmuz 1538’de İstanbul’dan hareket eden padiÅŸahın, Avrupa içlerine ilerlerken düşman ülkesinde bile ahalinin canına, ırzına, malına, mülküne ve hatta tarlasındaki ekili mahsulüne zarar verdirtmeden hareketi güzel bir adalet örneÄŸi oluyordu. Mimar Sinan bu seferde, kenarı bataklık bir araziye sahip, Prut Nehri üzerine büyük ve saÄŸlam bir köprü yaparak Osmanlı ordusunun yoluna devam etmesini temin etti. 15 Eylül 1538’de BoÄŸdan Voyvodalığının merkezi Suçava’ya girildi. Ahali İslam dininin adaletini temsil eden ve Avrupa’ya medeniyet götüren Osmanlıyı istediÄŸinden, Voyvoda kaçmak mecburiyetinde kaldı. BoÄŸdan meselesini halleden Sultan Süleyman Han, büyük ganimetlerle 27 Kasım’da İstanbul’a döndü.

Budin Seferi: Osmanlı Devletine tabi Macaristan Kralı YanoÅŸ ölünce, Kral Ferdinand fırsattan istifadeyle Budin’e büyük bir Avusturya-Alman ordusu sevk etti. Macar Kraliçesi İsabelle, Sultan Süleyman Handan ve ordusundan yardım istedi. 20 Haziran 1541’de İstanbul’dan hareket eden padiÅŸahın yaklaÅŸmakta olduÄŸunu haber alan düşman, Tuna Nehrini geçmeye çalışırken, Osmanlı ordusunun mahirane hareketiyle 21/22 AÄŸustos gecesi imha edildi. İstabur Zaferiyle Budin ve Macaristan, antlaÅŸmaya sadık kalmayan Avusturya-Alman Kralı Ferdinand’ın istilasından kurtarıldı. Macaristan Osmanlı Devletine katılarak, 30 AÄŸustos 1541’de Budin BeylerbeyliÄŸi ve idare teÅŸkilatı kuruldu. Kral YanoÅŸ’un ve Kraliçe İsabelle’nin bir yaşındaki oÄŸlu Sigusmund YanoÅŸ, Erdel Banlığına tayin edildi. Budin’in en büyük kilisesi camiye çevrilip, “Fethiye” adı verildi. Kanuni bu camide, Ebüssü’ud Efendinin imametinde 2 Eylül 1541’de ilk Cuma namazını kıldı. Budin’de adaleti tesis ettirdi. Defalarca verdiÄŸi sözü tutmayarak, tekrar riyakarca Macar Krallığına talib olduÄŸunu iddia eden Kral Ferdinand’ın isteÄŸi Osmanlı Devletince reddedildi.

Kral Ferdinand, 1542 yazında, yıllık haraç karşılığında Macar Krallığının kendisine verilmesini tekrar teklif ettiyse de bu teklif dikkate alınmadı. Ferdinand, Budin’in bir Türk eyaleti olmasından ürkerek, telaÅŸa kapıldı. Avrupa’da Türk-İslam tehlikesinden bahsederek, propagandaya baÅŸladı. Avusturya, Alman ve diÄŸer Avrupa milletlerinden 100.000 mevcutlu büyük bir Hıristiyan ordusu topladı. PeÅŸte Kalesini kuÅŸatan müttefik Avrupa ordusuna karşı, Budin Beylerbeyi Yahya PaÅŸazade Bali Bey, sekiz bin askerle müdafaada bulundu. 17 kasım 1542’de Osmanlı ordusunun başında istanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, henüz yoldayken, 24 Kasım’da düşmana karşı gece taarruzuyla PeÅŸte Zaferi kazanıldı. Müttefik Avrupa orduları periÅŸan bir halde kaçarken imha edildi. Düşmanlardan pek çok esir ve ganimet alındı. Zafer haberi padiÅŸaha ulaşınca Edirne’de kaldı.

Avusturya Seferi: Estergon Kalesi Seferi de denilen bu sefere, Osmanlı eyaleti haline gelen Budin’in emniyet ve teÅŸkilatını pekiÅŸtirmek için çıkıldı. PadiÅŸahın emriyle Budin Kalesine İslam ahali iskan edilip, dini müesseselerin yapımına baÅŸlandı. Alimler tayin edilerek Avrupa’ya İslam dininin daha da yayılarak, yerleÅŸmesi için faaliyetler geniÅŸletildi. 23 Nisan 1543’te İstanbul’dan hareket eden Kanuni yol boyunca alınması lüzumlu mevkileri fethettirerek 29 Temmuz 1543’te Tuna Nehri sahilinde ve Budin yakınlarındaki baÅŸpiskoposluk merkezi Estergon önüne vararak ÅŸehri kuÅŸattı.

Estergon Kalesi'ndeki Alman, İtalyan ve İspanyol muhafız askerleri teslim teklifini kabul etmeyince, devrin en büyük ve tesirli ateÅŸli silahlarına sahip Osmanlı ordusu, 315 topla kaleyi dövmeye baÅŸladı. Kanuni’nin en muhteÅŸem seferlerinden biri olan Estergon Kalesi Seferine gayet planlı ve tedarikli çıkılmıştı. Anadolu ve Rumeli orduları padiÅŸahın maiyetinde, çeÅŸitli sınıfların aldığı sefer tertibi, mühimmatı ve erzakı mükemmeldi. Estergon, Osmanlı kuÅŸatmasına on iki gün mukavemet edebildi. 10 AÄŸustosta müdafilerin çekilip, gitmesine müsaade edildi. Åžehrin en büyük kilisesi camiye çevrilerek Kanuni Sultan Süleyman Han, Cuma namazını burada kıldı.

Osmanlı fütuhatı, Avrupa’da devam ederek eski Macar krallarının taht merkezi İstolni-Belgrat 20 AÄŸustosta kuÅŸatıldı. 4 Eylülde fethedilen İstolni-Belgrat’ta büyük kilise camiye çevrildi. Mevsim ilerlediÄŸinden PadiÅŸah, 7 Eylülde İstanbul’a hareket etti. Avrupa’daki fetihler durmayıp, Budin Beylerbeyi Avusturya kalelerine karşı harekatı devam ettirdi.

On altıncı yüzyılın ortalarında Avrupa’da Osmanlı askeri kuvvetlerinin bu muhteÅŸem baÅŸarıları yanında Akdeniz’de ve Atlas Okyanusunda hepsi birer deniz kurdu olan Türk leventleri de Osmanlı bayrağını ÅŸan ve ÅŸerefle dalgalandırıyorlardı. Bu kara ve deniz harekatlarından Fransa da faydalanıyordu. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru unvanı taşımak arzusuyla Avrupa siyasetinde hakim rol oynamak isteyen Åžarlken’in elinde esir olan Fransa Kralı I. Fransuva, annesi vasıtasıyla Kanuni’den yardım talep ediyordu. Fransızlara yardım eden Osmanlılardan korkan Åžarlken, Kanuni’yle antlaÅŸmak için elçilik heyeti gönderdi. Osmanlı devlet adamları tarafından kabul edilen Åžarlken ve kardeÅŸi Ferdinand’ın elçilik heyetleri ile uzun süren müzakereler oldu. 13 Haziran 1547 AntlaÅŸması’na göre, Almanya ve Avusturya Osmanlılara yıllık otuz bin Duka haraç vermeyi kabul ettiler. İmparator unvanını kullanmamayı kabul eden Åžarlken İstanbul AntlaÅŸması’nı 1 AÄŸustos’ta imzalayınca, Osmanlı padiÅŸahı da bu antlaÅŸmayı 8 Ekim 1547’de tasdik etti.

Zigetvar Seferi: Osmanlı ordusunun İran seferlerinde, Safevi Devleti ile Papalık ve Hıristiyan devletler bir olup aralarında anlaÅŸarak Avusturya ve Macaristan’da çeÅŸitli hadiseler çıkartıyorlardı. 1562 Osmanlı-Avusturya AntlaÅŸması’nda kabul ettikleri vergiyi ödemedikleri gibi yeni Kral II. Maksimilyan’ın olumsuz tutumu ve Zigetvar Kalesi'ndeki düşman kuvvetlerin ahaliyi taciz etmeleri üzerine, Osmanlı ordusu baÅŸlarında Sultan olduÄŸu halde 1 Mart 1566’da İstanbul’dan hareket etti. Sultan Süleyman Han, on üçüncü olarak çıktığı bu seferinde yetmiÅŸ üç yaşındaydı. Hayatı, seferden sefere koÅŸarak insanlığı, Hakka kavuÅŸturacak yola davetle geçmiÅŸti. Bir takım hastalıklarla durumu iyi olmayan, ayaklarında nikris hastalığı bulunan PadiÅŸah, zulmün önüne geçmek, ahalinin huzur ve güveni için, hasta haliyle Osmanlı tarihinin en muhteÅŸem askeri harekatı kabul edilen sefere bazen araba, bazı yerde tahtırevan ile gidiyor ve yerleÅŸim merkezlerine girileceÄŸi zaman, ata binerek en muteber psikolojik metodları tatbik ederek ilerliyordu. 1566 AÄŸustos başında kuÅŸatılan Zigetvar Kalesini, Zerniski MakloÅŸ müdafaa etmekteydi. Günlerce süren kuÅŸatmada birçok defa umumi hücumlar yapıldı. Zigetvar KuÅŸatmasından iyice bunalan Kont Zerniski, Eylül başındaki huruc harekatında öldürülünce 7 Eylülde kale fethedildi. Kanuni 6-7 Eylül gecesi vefat ettiyse de, askerin moralinde bozukluk meydana gelmemesi için, ordudan gizli tutuldu. Bu sefer ile Zigetvar’dan baÅŸka; Güle, Lügos ve diÄŸer bazı kaleler de fethedildi.

DoÄŸu Seferleri

Kanuni Sultan Süleyman, batıda Hıristiyan Avrupa devletleri ile mücadele ederken, İran’daki Åžii Safevi Devleti de, Mukaddes Roma-Cermen Devletiyle Osmanlılara karşı ittifak kurup, DoÄŸu Anadolu’da hududa tecavüz ettikleri gibi, Sünni ahaliye de zulmediyorlardı. Safevilerin ajanları Osmanlı ülkesinde faaliyet gösterip, Celaliler vasıtasıyla iç isyanlar çıkarmak istiyorlardı. Åžah Tahmasb’ın bu düşmanca davranışları yüzünden Sultan Süleyman Han, harekete geçti. 27 Ekim 1533’te Vezir-i azam Makbul İbrahim PaÅŸa'yı İstanbul’dan doÄŸuya gönderen Sultan’ın kendisi de, baharda sefere çıktı.

Irakeyn Seferi: 11 Haziran 1534’te İstanbul’dan hareket eden Kanuni Sultan Süleyman Han, 20 Temmuzda Konya’ya geldi. Konya’da Mevlana Celaleddin Rumi’nin türbesini ziyaret edip, Kayseri-Sivas-Erzincan yoluyla 27 Eylülde Tebriz’e girdi. Safevilerin zulmünden bunalan ÅŸehir halkı, Kanuni’yi ve Osmanlı ordusunu sevinçle bir kurtarıcı olarak karşıladılar. Yavuz Sultan Selim Hana karşı 1514 Çaldıran maÄŸlubiyetinin hala tesirinde olan Safeviler, devamlı Osmanlılardan kaçıp, meydan muharebesi için ortaya çıkamıyorlardı. Osmanlı kuvvetlerinin bölgeye gelmesinden memnun olan ahali, alimler, kale ve ÅŸehir hakimleri padiÅŸaha baÄŸlılıklarını arz ettiler. Hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarının bulunduÄŸu Kerbela ve Hanefi mezhebinin kurucusu İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin kabrinin bulunduÄŸu BaÄŸdat Valisi Zülfikar Han ve büyük İslam alimi ve büyük veli Abdülkadir-i Geylani’nin memleketi Geylan Hakimi Malik Muzaffer, Sultan Süleyman Hana baÄŸlılıklarını bildirdiler. 24 Kasım 1534’te BaÄŸdat’a giren Osmanlı ordusunun ardından, Azamiyye’de İmam-ı Azam’ın kabrini ziyaret edip, büyük bir türbe yapılmasını emrettikten sonra, Kanuni Sultan Süleyman Han, 30 Kasımda ÅŸehre girdi. BaÄŸdat’ta ahalinin, alimlerin, kumandanların ve devlet adamlarının bulunduÄŸu bir sırada şükür ifadesi olan dini merasim yapılarak, ihsanlarda bulunuldu.

1534-1535 kışını BaÄŸdat’ta geçiren Sultan, burada Osmanlı devlet teÅŸkilatını tesis ettirdi. BaÄŸdat’ın mübarek beldelerini, Kerbela’da hazret-i Ali ve Hüseyin’in makamlarını ziyaret etti. Geylan’da Abdülkadir-i Geylani hazretlerinin kabrine türbe ve yanına imaret, İmam-ı A’zam’ın kabrine türbe yaptırdı. Safevi tehlikesini kesin olarak bertaraf etmek isteyen Kanuni, Åžah Tahmasb’ın Van istikametinde olduÄŸu haberi üzerine, harekete geçti. 1 Temmuz 1535’te Tebriz’e gelen Osmanlı Sultanı, devamlı kaçan Åžah Tahmasb Safevi’yi takib için İran içerisine girildiyse de karşı çıkan olmadı. Avrupa devletlerinde ve Safevilerden elçi heyetlerini kabul eden, Sultan Süleyman Han, dönüşünde de Mevlana Muhammed Åžems-i Tebrizi’nin makamı dahil mübarek beldeleri ziyaret ederek Tebriz-Diyarbekir-Antakya-Adana-Konya yoluyla 8 Ocak 1536’da İstanbul’a geldi.

Irak-ı Arab ve Irak-ı Acem fethedildiÄŸi için “İki Irak seferi” manasında Irakeyn Seferi adı verilen bu hareketin neticesinde, bölgedeki Åžii Safevi hakimiyeti sona erdirilip, BaÄŸdat dahil Basra, Osmanlı ülkesine katıldı.

Tebriz Seferi: Osmanlı Devletinin batı cephesindeki muharebeler ile meÅŸguliyetini fırsat bilen, Irakeyn Seferinde Sultan Süleyman Handan devamlı kaçan Åžah Tahmasb ve Safevi ordusu, DoÄŸu Anadolu’da tecavüzkarane hareket ederek, Anadolu’da Åžiilik propagandası yaptırıyorlardı. Åžah Tahmasb’ın, huduttaki bazı Osmanlı kale ve mevkilerini ele geçirmesi, Safevilere, isyan eden, Åžah İsmail’in oÄŸlu Åžirvan Valisi Elkas Mirza’nın Sultan Süleyman Handan yardım istemek gayesiyle İstanbul’a gelmesi ve Åžii propagandasına karşı alimler ile Osmanlı umum-i efkarının (halkının) tepkisi üzerine sefere çıkıldı.

29 Mart 1548’de İstanbul’dan hareket eden Sultan, Konya-Kayseri-Sivas yoluyla 28 Temmuz 1548’de Tebriz’e gelinceye kadar, DoÄŸu Anadolu’da fütuhata devam edildi. Osmanlı ordusundan devamlı kaçan Safevilerden 25 AÄŸustosta Van teslim alındı. Van ve Diyarbekir’den Halep’e gelen PadiÅŸah, 1548-1549 kışını burada geçirdi. Kanuni Halep’teyken Osmanlı fütuhatı devam edip, DoÄŸu Anadolu’da Safevi propagandasına aldanarak asi olanlar yola getirildi. Gürcistan Seferine çıkılarak; Berakan, Gömge, Penak, Germek, Samagar, Ahadır kaleleri ve mevkileri fethedildi. 6 Haziran 1549’da Halep’ten hareket eden Sultan, 21 Aralıkta İstanbul’a döndü.

Nahcıvan Seferi: Osmanlı ordusunun Macaristan’da, Sultan Süleyman Hanın Edirne’de bulunmasından istifade eden Safeviler ve Åžah Tahmasb, DoÄŸu Anadolu’ya saldırdı. Van civarında Osmanlı ülkesi ve ahalisine karşı düşmanca davranıp, zulmettiren Åžah Tahmasb, Adilcevaz, Ahlat kalelerini Hıristiyanların da teÅŸvikleriyle tahrip ettirip ErciÅŸ Kalesini de kuÅŸattırmıştı. Osmanlıların içiÅŸlerine karışarak, devlet adamlarına türlü iftira kampanyası baÅŸlatılınca, Sultan Süleyman Han, İran Seferine karar verdi.

28 AÄŸustos 1553’te İstanbul’dan hareket eden PadiÅŸah, Konya yoluyla Halep’e gitti. 8 Kasımda Halep’e gelen Sultan, 1553-1554 kışını burada geçirdi.

15 Mayıs 1554’te Diyarbekir’de toplanan Harp Divanı’nda Osmanlı devlet adamları ve kumandanları Sultan Süleyman Handan İslama hizmet beklediklerini arz edip, emirlerinde Hind’e ve Sind’e dahi gidebileceklerini ifade ettiler. 20 Mayıs’ta Diyarbekir’den Nahcivan ve Revan üzerine sefer niyetiyle hareket edildi. 5 Temmuzda Åžah Tahmasb’a, Kars önlerinde harp daveti çıkarıldı. Ancak Osmanlının yokluÄŸunda DoÄŸu Anadolu’yu kana bulayıp, Müslümanlara her türlü insanlık dışı fiilleri iÅŸleyen İran Safevileri, muharebe meydanında görünmeyince, İran’a tabi Şüregil, Åžaraphane, Nilfirak alınıp, 18 Temmuzda Revan’a girilip, Arpaçay, KarabaÄŸ’dan sonra padiÅŸah 30 Temmuz 1554’te Nahcivan’a geldi. Osmanlı ordusuna büyük ganimetler düşen bu seferde, Kerkük de fetholundu. DoÄŸu’da Osmanlı hakimiyeti kesinleÅŸince, 28 Eylül 1554’te Erzurum’dan hareket eden Sultan, 1554-1555 kışını geçirmek için 30 Ekimde Amasya’ya geldi. Åžah Tahmasb’ın sulh isteÄŸi üzerine 29 Mayıs 1555’te Osmanlı-Safevi AntlaÅŸması imzalandı.

1555 Antlaşmasına göre: Toprak bakımından Ardahan, Göle, Arpaçay ve çevresi Osmanlılara verildi; inanç bakımından Şii İranlıların hazret-i Ebu Bekr, Ömer, Osman, Aişe dahil sahabilere küfür ve iftira etmemeleri ile mukaddes makamlara hürmet göstermeleri için ahit alındı.

Kanuni Sultan Süleyman Hanın doÄŸu seferleri neticesinde, Safevilerin almış oldukları DoÄŸu Anadolu toprakları bugünkü ÅŸekliyle Türkiye’ye dahil edildi. Batı İran ve Gürcistan ile Irak fethedildi.

Deniz Seferleri

Rodos Seferi: Kanuni tahta geçtiÄŸinde Karadeniz, Marmara ve Ege denizleri Türk gölüydü. Böyle olmasına raÄŸmen, Akdeniz bütünüyle Osmanlı hakimiyetinde deÄŸildi. Batı Anadolu sahillerine çok yakın Rodos Adası, coÄŸrafi, stratejik mevkii, korsanlık ve Osmanlı düşmanlarıyla müttefik olarak hareket etmesi, devletin hakimiyeti ile Akdeniz’in emniyeti için tehlike gösterdiÄŸinden sefere karar verildi. Rodos Adası, Haçlı şövalyelerinin idaresinde olup, korsan yatağıydı. Rodos şövalye idaresi; Osmanlı Devletine karşı Papalık baÅŸta olmak üzere, Hıristiyan devletler ve asilerle devamlı münasebette bulunup, Osmanlı deniz ticaretiyle, Müslümanların hacca gitmelerini engelliyorlardı. Ayrıca Anadolu sahillerine baskın düzenlemek suretiyle, ahaliyi taciz ettikleri gibi, Kanuni Sultan Süleyman Hanın tahta geçiÅŸinde, küstahça hareketlerde bulunmuÅŸlardı. Bütün bu sebepler üzerine 700 gemiden meydana gelen Osmanlı donanması, önce İkinci Vezir Çoban Mustafa PaÅŸa kumandasında Rodos’a gönderildi.

16 Haziran 1522 tarihinde padiÅŸah, İstanbul’dan Kapıkulu ve Tımarlı sipahileriyle karadan yola çıktı. 28 Temmuzda Marmaris’ten Rodos’a geçen Sultan, kalenin teslimini şövalyelerden istedi. AntlaÅŸma ile Rodos’un teslimi kabul edilmeyince 29 Temmuzda muharebe baÅŸladı. Yeniçağın en saÄŸlam (müstahkem) kalesine sahip Rodos’un, devrin bütün teknik ve ateÅŸli silahlarını elinde bulunduran Osmanlı ordusu karşısında, Avrupalılar’dan çok yardım almasına raÄŸmen, fazla dayanamayacağı meydandaydı. Rodos başşövalyesi Viye dö Lil Adam, Fatih Sultan Mehmed Han'ın oÄŸlu Cem Sultan meselesi ve oÄŸlunu ileri sürerek yine küstahlık gösterdiyse de Sultan Süleyman Han, taviz vermeyerek, kalenin teslimini istedi. Osmanlı topçu ve lağımcısının çalışmalarıyla Rodos’un bütün istihkamları, Türklerin eline geçince, başşövalye antlaÅŸma ile adayı Osmanlılara teslim etti. Aralık 1522 sonunda bütünüyle Türk hakimiyetine dahil edilen Rodos adasındaki üç bin kadar Müslüman esir kurtarıldı. Korsanlar adayı terk edince, Kanuni Sultan Süleyman Han Ada’nın imarını emretti. Papalığın doÄŸudaki son temsilcisi olan Saint-Jean Haçlı Devleti yıkılarak, Batı Anadolu korsanlığı bertaraf edildi. İstanbul-Suriye-Mısır deniz ticareti ve Hac yolu emniyete alındı.

Korfu Seferi: Venedik Cumhuriyetinin Papa’nın da teÅŸvikiyle Osmanlı Devletine riyakarca davranması ve Hıristiyan ittifaka dahil olması üzerine harekete geçildi. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin PaÅŸa'nın emrindeki Osmanlı donanmasındaki kara ordusuna da, İkinci Vezir Lütfi PaÅŸa kumanda ediyordu.

17 Mayıs 1537’de İstanbul’dan yola çıkan Kanuni Sultan Süleyman Hanın bu seferinde hedef Adriyatik ve İtalya’dır. 13 Temmuzda Avlonya’ya gelen padiÅŸah; Adriyatik’teki askerlere yardım edip, Venediklilerin tahriki ile Delvine ile havalisinde çıkan isyanları bastırttı. Osmanlı donanması İtalya sahillerini abluka altına aldı. Haçlıların büyük amirali ve Akdeniz kıyısındaki Müslüman ahali ile denizcileri taciz eden Andrea Doria bütün aramalara raÄŸmen Osmanlı kaptan-ı deryası Barbaros Hayreddin PaÅŸanın karşısına çıkamadı. Korfu Adasını fethettiren ve kalesini kuÅŸattıran Sultan, Avlonya’da bulunuyordu. Kanuni, mevsim ÅŸartları ve dört Osmanlı askerinin top güllesiyle ÅŸehid olması üzerine, 6 Eylül 1537’de kuÅŸatmayı kaldırttı. 15 Eylülde İstanbul’a hareket eden padiÅŸah, kara ve deniz harekatının devamını emretti. Kaptan-ı derya Barbaros Hayreddin PaÅŸa, Venediklilere ait Åžira, Patmos, Naksos adalarını fethetti.

Kanuni Devrinde Osmanlı Fütuhatı

Devamlı fetihler neticesinde devletin hudutları geniÅŸledi. Batıda Almanya içlerine kadar akın yapan akıncı beyleri, doÄŸuda Hazar Denizine ulaÅŸarak, Türkiye-Orta Asya birleÅŸmesi siyaseti yanında, bütün Arabistan, OrtadoÄŸu dahil, Hint Okyanusundan Umman Denizi, Basra Körfezi, Kızıldeniz ve Kuzey Afrika’dan Atlas Okyanusuna dayanıldı. Akdeniz fütuhatı neticesinde Atlas Okyanusunda her biri birer deniz kurdu olan, Osmanlı leventleri ve reisleri dolaÅŸmaktaydı. Afrika sahilleri ile Batı Akdeniz’de Oruç ve Hayreddin Hızır Reisler, Akdeniz’de Turgut Reis, Piyale PaÅŸa, Sinan PaÅŸa, Salih Reis, Hint Okyanusunda Hadım Süleyman PaÅŸa, Selman Reis, SüveyÅŸ’te Seydi Ali Reis, Murad Reis Osmanlı sancağını dalgalandırıp, fetihler yapıyorlardı. Kaptan-ı Derya Barbaros Hayreddin PaÅŸa Preveze’de, Turgut Reis Cerbe’de Haçlı donanmalarını bozguna uÄŸratarak Türk-İslam tarihinin en muhteÅŸem zaferlerini kazandılar.

Diğer Devlet ve Beyliklerle Münasebet

“Türk Asrı” denilen 16. yüzyılda Osmanlı Devletinin sultanı Süleyman Hanın dünyanın bütün kralları ve beylerine karşı yüksek otoritesi vardı. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluÄŸu, Portekiz, İspanya, Fransa, Milano, Napoli, Papalık, Venedik, Ceneviz, Macaristan, Avusturya, Lehistan, Rus Knezleri, Safevi, Gürganiyye, Özbek; devlet, krallık, dükalık ve sultanlığı ile münasebetlerde bulunuldu. Kırım Hanlığı, Mekke-i mükerreme EmirliÄŸi, Eflak, BoÄŸdan, Erdel voyvodalıkları, Ragusa cumhuriyetleri Osmanlı Devletine tabi ve imtiyazlı hükümetlerdir. Mukaddes Roma-Cermen İmparatoru Åžarlken’in ülkesinde esaret hayatında yaÅŸayan Fransa Kralı I. Fransuva kurtarılarak, dünya ticaret ve hakimiyet siyaseti gereÄŸince imtiyaz verildi. Mukaddes Roma-Cermen İmparatorluÄŸu, Avusturya, Lehistan, Safevi devletleri ile sulh antlaÅŸmaları imzalandı. Gürganiyye, Özbek devletleri ile dostluk tesis edildi.

İç Hadiseler

Kanuni Sultan Süleyman Hanın tahta geçtiÄŸi esnada, 1520’de Canberdi Gazali İsyanı çıktı. Bu hareket bastırılarak, asiler cezalandırıldı. 1526 Mohaç Seferinde fırsattan istifade eden Celali asileri türemiÅŸse de, hadiselerin önüne geçildi. İran’dan gelen Åžii Molla Kabiz, İstanbul’da fısk ve fücur ile Müslümanlar arasına fesat tohumları ektiÄŸi, yüce Peygamberimiz hazret-i Muhammed’e Eshab-ı kiram ile alimlere iftira ettiÄŸi padiÅŸaha bildirilince, divane çaÄŸrılıp, iftiralarının doÄŸruluÄŸunu ispat etmesi istendi. Sultan Süleyman Han'ın huzurunda da aynı iftiraları tekrarladı; Müfti Kemal PaÅŸazade ve İstanbul Kadısı Sadi Çelebi’nin ikna edici telkinleri karşısında cevap veremediÄŸi halde, batıl itikadından dönmediÄŸi gibi bölücülük de yapınca idam edildi. 1553’te Åžehzade Mustafa, 1559-1562’de Åžehzade Bayezid hadiseleri, Osmanlı Devleti aleyhinde planlı ÅŸekilde kullanılmak istenmiÅŸse de büyümelerine fırsat verilmemiÅŸtir.

Sultan Süleyman Han'ın Kanunname'si

Kanuni Sultan Süleyman Han'ın asıl adından daha fazla bilinip, şöhretli olan “Kanuni” unvanı, önceki Osmanlı Kanunname'leri'ni ve devri icabı lüzumlu hükümleri, İslam Hukuku esaslarında toplattırıp, tanzim ettirmesinden gelir. Kanunname-i Al-i Osman’ın hazırlanmasında Sultan Süleyman Han'a devrin büyük alimlerinden olan Ahmed İbn-i Kemal PaÅŸazade ve Ebüssuud Efendiler yardımcı oldular. Kanunname; hukuki, idari, mali, askeri ve diÄŸer lüzumlu mevzuları içine alan baÅŸlıklar altında ceza, vergi ve ahali ile askerlerin kanunlarını ihtiva ediyordu. Yüzyıllarca tatbik edilen Kanunname’de tımar ve zeamet sahipleri ile ahalinin hukuki ve mali durumlarını tespit eden, toprakları, öşri, haraci ve miri olarak birbirinden ayıran hükümlerin tatbik ÅŸekilleri açıklanmıştır. Devleti idare etme, hilafet müessesesinin gerekleri ve sosyal adalet hususları tatbik edildi. Sultan Süleyman Han, Atlas Okyanusundan Umman Denizine; Macaristan, Kırım ve Kazan’dan HabeÅŸistan’a kadar geniÅŸ yerleri Allahü tealanın kelamı Kur’an-ı kerim’in emirleri ile adaletle idare etmeye muvaffak oldu. Kanunname’yi hazırlarken ve tatbik ederken, İslam alimlerine danışmadan bir iÅŸ ve kanun yapmadı.

Åžahsiyeti

Zigetvar’da on üçüncü seferi esnasında 6-7 Eylül gecesi 1566 tarihinde vefat eden Kanuni Sultan Süleyman Han, iyi bir komutan, teÅŸkilatçı devlet adamı, halife ve ediptir. Vakur, azim ve irade sahibiydi. Adam seçmesini ve yetiÅŸtirmesini gayet iyi bildiÄŸinden, devlet kadrosunda kıymetli ÅŸahsiyetleri vazifelendirdi. Müsamaha sahibi olmasına raÄŸmen, din ve devlet aleyhine hareketleri affetmezdi. İleri görüşlü olup, anlayışı kuvvetliydi. Milletin ve askerin psikolojisini iyi bildiÄŸinden çok sevilirdi. Hayatı seferden sefere koÅŸmakla ve muharebe meydanlarında geçen Kanuni Sultan Süleyman Han devrinde Osmanlı Devleti çok zenginleÅŸti. Kırk altı yıl süren saltanatı müddetince İslamiyeti yaymaktan baÅŸka birÅŸey düşünmedi. Bu düşüncesini halazadesi, Gazi Bali Beye yazdığı mektup çok güzel ifade etmektedir.

Kanuni Sultan Süleyman’ın gençlik çağında, 1526 senesinde kazanmış olduÄŸu Mohaç Meydan Muharebesi'nde, Macar ordusunu arkadan çevirerek onu tamamen mahveden Semendire Sancak Beyi Gazi Bali Bey, Mohaç Harbinden yıllar sonra, kendinde mevcut olan ve sancak beylerinin alameti bulunan iki tuÄŸun üçe çıkarılmasını rica ederek, padiÅŸahtan bir tuÄŸ daha istemiÅŸti. Terfi ve terakkinin muayyen yaÅŸ, kıdem ve hizmet mukabilinde olduÄŸunu bilen Kanuni, Gazi Bali Beye ÅŸu cevabı vermiÅŸtir:

“Yadigarım ve Muhterem Lalam Gazi Bali Bey!

Berhudar olasın, yüzün ak olsun. Bizden bir tuÄŸ dahi arzu eylemiÅŸsin. Henüz bir tuÄŸ zamanı deÄŸildir. Sana hazret-i Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellemin fetih tuÄŸunu verdik. Bu ihsan üzerine iyilik olmaz. Bunun şükrünü bilip, yerine getiresin. Bilesin ki bey olmak iki kefeli terazidir. Bir kefesi Cennet ve bir kefesi Cehennem’dir. Bir an adaletle hükmetmek, yetmiÅŸ yıllık ibadetten efdaldir. Ahireti hatırdan çıkarmayasın. Serasker olduÄŸun yerlerde ve hükmünün geçtiÄŸi mahallerde, zulüm ve düşmanlık etmekten ÅŸiddetle sakınasın. Ahirette bize hitab olunursa, senin yakana yapışırım. “Ol vilayetleri kılıcımla fetheyledim” demiyesin. Memleket, Allahü teala hazretlerinindir. Sakınıp, nefsine gurur getirmeyesin. Fetholunan kalenin mal ve erzakını hep Beytülmal için almışsın. Buna rıza-yi hümayunum yoktur. BeÅŸte birini alıp, geri kalanını İslam askerine dağıtasın. İslam askerinin ihtiyarlarını baba, orta yaÅŸlılarını kardeÅŸ ve gençlerini oÄŸul bilesin. Babalara hürmet edesin, oÄŸullara ÅŸefkat gösteresin. İslam askerine hiçbir veçhile zorluk çektirmeyesin. Nimeti bol veresin. EÄŸer hazinen tükenirse buraya bildiresin ki, sana bir iki bin kese göndermekten aczim yoktur. Halkın fakirlerini, büyük vazifelerle rencide ettirmekten ÅŸiddetle kaçınasın ki, bizim halkımızı rahat görüp, küffar halkı imrensinler. Meyl ve muhabbetleri bizim tarafa olsun. Bir kimseyi hizmetinde kullandığın zaman da, sakın evvelki haline itimat etmeyesin. Çok kimseler vardır, elinde fırsat olmadığı zamanda zahidlik ve iyilik yüzü gösterip, eline fırsat geçtiÄŸi zaman Firavun ve Nemrud olur. Ol kimseleri tecrübe edip göresin. EÄŸer evvelki hali son haline uygunsa hizmetinde kullanasın.

İmdi, ey Gazi Bali Bey! Sana dahi nasihatim odur ki; atın yürüğünü, kılıcın keskinini ve beyin bahadırını saklayasın. Allahü teala hazretleri yolunu açık ve kılıcını keskin eyleye ve seni küffar-ı haksar üzerine mansur ve muzaffer eyleye...”

Fransa Kralı I. Fransuva, 1525 Pavye Muharebesinde Almanlara esir düşünce, annesi Düşes Dangolem vasıtasıyla Osmanlılardan yardım istedi. Bunun üzerine Kanuni’nin krala gönderdiÄŸi mektup, onun Avrupa devletlerine bakış açısını çok güzel ifade etmektedir. Ocak 1526 tarihli mektup şöyledir:

“Sen ki Françe vilayetinin kralı olan Françesko’sun. Hükümdarların sığındığı kapımın eÅŸiÄŸine uzattığın tezkereden malumum oldu ki, memleketinin toprakları düşman tarafından zaptolunup, sen dahi ÅŸu anda onlar elinde esir bulunmaktasın ve kurtulmaklığın için bizden yardım dilemektesin. Bütün dünyanın sığındığı, padiÅŸahlığıma yakışan ayağımın toprağına maruzatın ulaÅŸmakla her türlü halini öğrenip, olan bitenden haberdar oldum. Yüce seleflerimiz, Allah onların kabirlerini nur içinde tutsun, düşmanlarını kahretmek ve sayısız fetihlere ermek maksadiyle her vakit cihad için kılıç çekmek fırsatını kaçırmayıp, ben dahi onların açtığı çığırda harekete geçip, her günüm zorlu kaleler ve girilmesinde engeller bulunan ÅŸehirler fethetmiÅŸ bulunmaktayım. O sebepten gece ve gündüz atımız eyerlenmiÅŸ ve kılıcımız kuÅŸanılmıştır”.

Kanuni Sultan Süleyman Han, takip ettiği cihanşümul siyasetle, Almanya içinde de aslı değiştirilmiş olan Hıristiyanlıktan yeni bir mezhep kuran Martin Luther taraftarları olan Protestanları desteklemiştir.

Avrupalılar, Kanuni’yi “MuhteÅŸem Süleyman”, Müslümanlar da “Åžanlı Süleyman” lakaplarıyla yad ettiler. Edip olduÄŸundan “Muhibbi” mahlasıyla ÅŸiirlerinin toplandığı Divan’ı vardır.

Sultan Süleyman Han devrinde, Osmanlı Devletinin kara, deniz ordusu dünyada birinciydi. Kültür ve sanat faaliyetleri doruk noktasındaydı. İlk Osmanlı tezkireleri bu sultana sunuldu. İlim, kültür ve sanat müesseselerinde Kanuni’nin himayesinde, kıymetli ÅŸahsiyetler yetiÅŸip, her biri eÅŸsiz eserler verdiler.

Devrinde yetiÅŸen tefsir, hadis, fıkıh ve diÄŸer İslami ilimlerde; Ahmed İbni Kemal PaÅŸazade, Ebüssü’ud Efendi, Zenbilli Ali Cemali Efendi, TaÅŸköprülüzade, Kınalızade Ali Efendi, Celalzade Mustafa Bey, Halebi İbrahim Efendi, CoÄŸrafya’da Piri Reis ve Seydi Ali Reis ile minyatürde ve tarih yazıcılığında Matrakçı Nasuh, hattatlıkta Åžeyh Hamdullah’ın oÄŸulları ve talebeleri meÅŸhurdu. Mustafa Dede, Şükrullah, Ahmed Karahisari, Abdullah Çelebi, Kırımi Abdullah, Küssem, Hasan Çelebi, NakkaÅŸlıkta Åžahkulu, tezhipte Kara Mehmed, Kıncı Mahmud, Mısırlı Hasan ve Üstad İbrahim, Galatalı Mehmed, Üstad Osman, Ali ve Hasan Kefeli gibi ustalar yetiÅŸti.

Ciltçilik, alçı, çini, ayna, hakkaklık, dokuma ve halı sanatları çok ileri seviyedeydi. Bu devirde yetişen Mimar Koca Sinan, Türk-İslam sanatının birer şaheseri olan eserler yaptı.

Pek çok hayrat ve iyilikleri olan Kanuni Sultan Süleyman Han, çok eser yaptırdı. Süleymaniye Camii ve külliyesi, Sultan Selim, Åžehzadebaşı, Cihangir camilerini; İstanbul’da, Rodos’ta kendi adıyla anılan bir cami; yine Anadolu, Rumeli ve Adalar’da muhteÅŸem camiler; medreseler, hastaneler, yollar ve köprüler Büyük Sultan’dan günümüze kalan yadigarlardır.
Web Master Nail GÖK . http://www.forum112.com @ 2006 - 2010
Resim
Kullanıcı avatarı
vefakardost
ORTAK
ORTAK
 
Mesajlar: 2207
Kayıt: 16/11/2006, 23:15
Konum: MANİSA

Mesajgönderen Ertan tarih 19/2/2007, 17:37

paylaşım için saol
<= £®o => İhtiyaç DuyduÄŸunuz Her An Yanınızda... <= £®o => üye olmadığınız için bu linki göremiyorsunuz. üye olmak için Tıklayınız.
Ertan
BÖLÜM YETKİLİSİ
BÖLÜM YETKİLİSİ
 
Mesajlar: 643
Kayıt: 10/2/2007, 19:38
Konum: Forum112


Dön Tarih

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir