Osmanlı Sultanlarının Hayatları - Fatih Sultan Mehmet

Osmanlı tarihi, Türk tarihi, tarihimiz hakkındaki paylaşımlar..

Osmanlı Sultanlarının Hayatları - Fatih Sultan Mehmet

Mesajgönderen vefakardost tarih 4/2/2007, 13:06

Osmanlı padiÅŸahlarının yedincisi. İstanbul’un fatihi olup, İkinci Murad Han'ın oÄŸludur. 30 Mart 1431 (H. 833) Pazar günü Edirne’de dünyaya geldi. Annesi CandaroÄŸulları ailesinden Hadice Alime Hüma Hatundur. Küçük yaÅŸta tahsiline ve yetiÅŸmesine çok ehemmiyet verilen Åžehzade Mehmed devrin en mümtaz alimlerinden ilim öğrendi. İlk hocası Molla Yegan’dı. MeÅŸhur din ve fen alimi olup zahiri ve batıni ilimlerde mütehassıs AkÅŸemseddin hazretleri ÅŸehzadenin her ÅŸeyi ile bizzat ilgilendi. 12 yaşına gelince devlet idaresini öğrenmesi için Edirne’den Manisa’ya vali olarak gönderildi. Kısa bir süre sonra babası tarafından tahta çıkarıldı. Ancak bundan faydalanmak istiyen yeni bir Haçlı ordusu 1444 Eylülünde Türk topraklarına girdi. Vaziyetin ciddiyetini anlayan Sultan Mehmed yazdığı mektupla babasını yeniden saltanata davet etti. Bazı rivayetlerde bu talep üzerine, bir kısım rivayetlere göre de, durumun vahametini takdir eden İkinci Murad, kendi reyi ile İstanbul BoÄŸazından Avrupa’ya geçerek Edirne’ye geldi. Derhal idareyi ele alarak Varna’ya hareket etti.

Gerek Avrupa devletlerinin hasımca davranışları, gerek Anadolu’daki Türk beyliklerinin nizamı bozucu hareketleri, devleti çok sarsmıştı. 1444 Varna Zaferi ile Osmanlı Devletinin temelleri tam olarak saÄŸlamlaÅŸtırılmış oldu.

1451 tarihinde babası İkinci Murad’ın vefatı üzerine İkinci Mehmed, ikinci defa Osmanlı tahtına oturduÄŸunda 19 yaşındaydı. Daha önceden saltanat tecrübeleri olduÄŸu gibi, babasının yanında seferlere de katılmış ve çok iyi bir kumandan olarak yetiÅŸtirilmiÅŸti. Saltanat deÄŸiÅŸikliÄŸi dolayısıyla fırsat kollayan KaramanoÄŸulları üzerine bir sefer yaptıktan sonra, artık kangren haline gelen Bizans meselesini halletmek üzere bütün ağırlığını bu konuya verdi. Rumeli Hisarını yaptırıp, Yıldırım Bayezid’in karşı kıyıda yaptırdığı Anadolu Hisarı ile beraber boÄŸazı kestikten sonra, 1452-1453 kışını Edirne’de harp hazırlıkları ile geçirdi.

Rumeli Hisarının inÅŸa planının bizzat PadiÅŸah tarafından çizildiÄŸi rivayeti kuvvetlidir. Hisarın kerestesi İzmit’ten, kireci Åžile bölgesinden getirildi ve yapımında 1000 taşçı ustası, 5000 işçi, 10.000 civarında yamak çalıştırıldı. Vezirler, sırtlarında taÅŸ taşıyarak hisarın yapılmasına hizmet ettiler. Ayrıca, bazı burçların yapım masrafını işçi ücretleri dahil vezirler üzerine aldılar. Rumeli Hisarı’nın inÅŸası esnasında Bizans İmparatoru elçi göndererek, “kendi toprakları üzerine kale yapılmasının dostluÄŸa ve ahde vefaya uymadığını” bildirdi. Bunun üzerine, Fatih Sultan Mehmed, elçiye; “Var git kralına söyle! O, rahmetli babam zamanında ahdi çok defa bozmuÅŸtu. Arada ahid mi kaldı ki vefadan bahseder. Bu topraklara biz hisar yaparız, toprak elçi göndermekle kurtarılmaz. EÄŸer bu topraklar onunsa, gelip kurtarsın” diyerek niyetini az çok ortaya koydu. Dört aydan az bir zamanda bitirilen Rumeli Hisarı ile İstanbul’un Karadeniz’den ikmal yolu tam kontrol altına alınmış oldu. Ayrıca Karadeniz kıyılarına yayılan Venedik kolonilerinin de Venedik ile irtibatı kesilmiÅŸ oluyordu. İstanbul’un muhasarasına kadar da her geçen gemi, yükü, kalkış ve varış iskeleleri gibi bilgileri ve geçiÅŸ rüsumunu (geçiÅŸ vergisi) altın olarak vermeye mecbur bırakılmış, vermeyen batırılmıştır.

ÅžehzadeliÄŸinden beri bir an önce İstanbul’u fethetmek, hazret-i Peygamberin müjdesine mazhar olabilmek ideali ile tutuÅŸan Sultan Mehmet, bu büyük meselenin halline çalışıyordu. Bu sebeple askeri tarihin kaydettiÄŸi ilk büyük ateÅŸli silahlar ve toplarla bu orduyu dayanılmaz bir kudret haline getirmiÅŸ, İstanbul muhasarasında, donanmayı BeÅŸiktaÅŸ’tan kara yolu ile Haliç’e indiren teknik bir dehaya ve çeÅŸitli muhasara makinalarına, seyyar kulelere sahip olmuÅŸtu.

Haliç üzerinde; KasımpaÅŸa tarafından baÅŸlamak üzere boÅŸ fıçılar üzerine kalaslar baÄŸlatarak beÅŸ buçuk metre eninde bir köprüyü KasımpaÅŸa-Ayvansaray arasına inÅŸa ettirdi. Bu çalışmaları gören Bizanslılar, su üstünde yüründüğünü zannederek, sihir yapıldığına hükmetmiÅŸlerdi. Devrin en ağır toplarını döktürdü. O zamana kadar ateÅŸli silahların atıştan sonra soÄŸuması beklenirdi. Fatih Sultan Mehmet, zeytinyağı döktürerek insanlık tarihinde “yaÄŸla makine soÄŸutmasını”, havan topunun balistik hesaplarını yaparak, planını çizerek dik mermi yollu ilk silahı keÅŸfetti.

Fatih, bu yüksek vasıfları ve üstün kuvvetiyle İstanbul fethine hazırlanırken,ona karşı dış düşmanları ve içerde ÅŸehzadeleri kışkırtan Bizans, tarihi fesat siyasetinin son gayreti olarak bu sefer de ÅŸehzade Orhan’ı Fatih aleyhine kullanma teÅŸebbüsüyle genç PadiÅŸah’a İstanbul seferinin meÅŸruluÄŸunu ve zaruretini bir kere daha göstermiÅŸ oluyordu. Üstelik daha Manisa’da ÅŸehzadeyken, hocası büyük veli AkÅŸemseddin İstanbul’u fethedeceÄŸini müjdelemiÅŸti. Hazret-i Peygamberin; “İstanbul muhakkak fethedilecektir. Bu fethi yapacak hükümdar ve ordu ne mükemmel insanlardır.” mealindeki hadis-i ÅŸerifi onu ayrı bir ÅŸevke getirmiÅŸti.

Kaynakların belirttiÄŸine göre, PadiÅŸah, hep İstanbul’un fethini düşünüyordu. Evliyanın iÅŸaretleri, keÅŸif ve keramet sahiplerinin sözleri ile o bu fikri tamamıyla benimsemiÅŸti. PadiÅŸahın gece-gündüz huzuru kaçmıştı. Yatağına girer kalkarken, sarayında ve dışarıda gezinirken kafası hep İstanbul’un fethi ile meÅŸguldü. Yalnız veya maiyetiyle gezintiye çıktığında da yine fethi düşünür, istirahat ve uyku bilmezdi. Elinde kalem ve kağıt, daima İstanbul’un haritası ile uÄŸraşırdı.Yine bir gece aynı düşünceyle uykusu kaçmış, veziri Çandarlı Halil PaÅŸa'yı gece yarısından sonra konağından sarayına çağırtmıştı. Böyle gece yarısı vakitsiz çaÄŸrılmaktan korkan yaÅŸlı vezir, padiÅŸahın ayaklarına kapanarak, özürler dilemiÅŸ, padiÅŸah da korku ve telaşının yersiz olduÄŸunu belirterek, İstanbul’un alınması için oturup konuÅŸmaya çağırdığını bildirmiÅŸti.

Nihayet İkinci Mehmed, 23 Mart'ta ordusuyla Edirne’den hareket etti. KuÅŸatma 6 Nisanda baÅŸladı. 18 Nisanda İstanbul adaları alındı. 22 Nisan gecesi Türk donanması karadan Haliç’e indirildi. 23 Nisanda sulh teklifine gelen Bizans elçisine genç PadiÅŸah; “Ya ben ÅŸehri alırım, ya ÅŸehir beni!” cevabını verdi. 29 Mayıs sabahı yapılan son taarruzda İstanbul düştü. Bu ÅŸekilde OrtaçaÄŸ sona erdi, YeniçaÄŸ baÅŸladı. İstanbul’un fethi, Türk tarihinin en müstesna olayı sayılarak “Feth-i Mübin” denildi. Dünyanın en büyük kilisesi (Saint-Sophie) ve bütün Avrupa’nın ayakta kalan en eski yapısı olan Ayasofya, camiye çevrildi. Fatih bu mabedin kıyamete kadar cami kalmasını yazılı olarak vasiyet ve vakfeyledi. Bütün Ortodoks Hıristiyanların başı olan patrikliÄŸi ortadan kaldırmadı. Bunu o zamanki, siyasi olaylara göre deÄŸerlendirmek gerekir. İsteseydi, İstanbul fatihi, patrikliÄŸi ortadan kaldırabilirdi. Fakat o zamanın siyasi durumu bunu gerektirmemekteydi. İstanbul’un düşmesinden sonra, surlarda Ceneviz kumandan ve askerlerinin ölülerine rastlandı. Halbuki Cenevizliler, Türklerle dostluk anlaÅŸması imzalamışlardı. Bu ihanetleri ortaya çıkınca çok korktular. Kendilerine çok ağır cezalar verileceÄŸini beklerken, Fatih Sultan Mehmed, Ceneviz valisi ve papazını çağırtarak üzüntülerini bildirdi ve Galata’da oturan bu Cenevizliler için bir ferman çıkarttı; “Evvelden olduÄŸu gibi herkes sanat ve ticaretinde, ibadetinde serbesttir. Kiliseler açık bulunacak, ancak çan çalınmayacaktır” ÅŸeklindeki emriyle ölüm bekleyen insanları sevindirdi.

Gerek Ortodokslara, gerek Cenevizlilere tanıdığı bu serbestlik, Avrupalıların husumetini azalttı. Bazı Avrupalı tarihçiler, Türklerin Avrupa’da süratli bir ÅŸekilde ilerlemesini, Avrupa’nın kolay fethini bu davranışa baÄŸlarlar ve Osmanlı İmparatorluÄŸu, bu hadise ile cihanşümul hale geldi ÅŸeklinde yazarlar. 21 yaşında İstanbul’u fetheden Fatih, Katolik Avrupa’ya cephe aldı ve Ortodoks Hıristiyanlığın Katoliklerle birleÅŸmesini önledi. Esasen imparator ve devlet adamları, İstanbul’u kurtarmak için papalığın asırlardan beri istediÄŸi fedakarlığı yapıyor, papalık da Katolik ve Ortodoks kiliselerinin birleÅŸmesi karşılığında askeri yardımda bulunuyordu. Fakat bütün çalışma ve gayretlere raÄŸmen İstanbul’u korumak için Avrupa’dan az bir gönüllüden baÅŸka bir ÅŸey gelmedi. İstanbul’daki papazlar ve halk da dinlerini korumak için İstanbul’da Latin ÅŸapkası yerine Türk sarığını görmeyi tercih ettiklerini belirttiler.

İstanbul’un fethi ile Osmanlı Cihan Devletinin temelleri atılmış oluyordu. DoÄŸu Roma Fatihi olarak Edirne’ye dönen Fatih Sultan Mehmed Han, dünya politikasını yeniden gözden geçirdi. Devletin geleceÄŸi için önemli kararların alınması gerekiyordu. Bizans’ın düşmesini Avrupa’nın hoÅŸ karşılamayacağı tabii idi.

Karaman ve İstanbul seferinden sonra, 1453’te Cenevizlilerden Enez’i aldı. 1454’te, Kırım’a bir donanma gönderdi. Aynı yıl Sırbistan Seferine çıktı. Kuzey Ege adalarına donanma göndererek buraları ele geçirdi. Rodos Seferini yaptı ise de adayı alamadı. 1455-1456 yıllarında ikinci ve üçüncü Sırbistan seferlerine çıktı. Bu ikincisinde babasından sonra Belgrad’ı tekrar muhasara etti. Kaleyi savunan Hunyadi YanoÅŸ öldü, Fatih yaralandı. Fakat Belgrad düşmedi. 1455’te BoÄŸdan BeyliÄŸi de Osmanlı idaresine girdi.

1458’de Mora’ya ilk seferini yaptı. 1459’daki Sırbistan Seferi sonunda, Semendire fethedildi ve Sırbistan Devleti son buldu. 1460’da çıktığı İkinci Mora Seferi; Mora prensliklerinin ilgası, Osmanlı devletine katılması, Paleologosların sonu ve Bizans kalıntılarının silinmesi ile sonuçlandı.

Sonra Güney Karadeniz meselesini ele aldı. 1461’de Ceneviz’den Amasra’yı fethetti. Baharda Sinop’a geldi. Himayesinde bulunan Candarlı BeyliÄŸi'ne dostça son verdi. Oradan Trabzon’a yürüdü. Denizden de kuÅŸatılan Trabzon Rum İmparatoru teslim oldu. Komnenos imparatorluk hanedanına son verildi. Bu ÅŸekilde Batum ve Gürcistan kıyılarına kadar bütün Güney Karadeniz kıyıları, Osmanlı Devletine katıldığı gibi Trabzon ve Rize gibi Anadolu’nun son parçaları da Hıristiyanlardan alınmış oldu. Trabzon seferinden dönüşünde Eflak üzerine yürüdü ve ayaklanan Kazıklı Voyvoda meselesini halletti.

Fatih, 1462’de Yayçe’nin fethiyle neticelenen birinci Bosna Seferine çıktı. Aynı yıl Midilli Adasını fethetti. 1463’te Bosna’ya bir sefer daha yaptı. Ertesi yıl tekrar Bosna üzerine gitti. 1466’da Karaman Seferine çıktı. Aynı yıl Arnavutluk üzerine yürüdü. 1466-67’de Arnavutluk üzerine bir sefer daha yaptı.

Bu ardı kesilmeyen seferlerde Fatih, bir taraftan büyük devlet fikrini gerçekleÅŸtirecek tedbirler almış, diÄŸer taraftan da cihanşümul hakimiyet fikrini benimsemiÅŸti. Bunun için Tuna’nın güneyinde ve Fırat-Toroslar sınırının batısında, Osmanlı Devleti'ne katılmayan hiçbir yer bırakmamak, Karadeniz’i ve Ege denizini birer Türk gölü yapmak, Venedik donanmasını geçerek, deniz kuvvetlerini de kara ordusu gibi dünyanın birinci kuvveti haline getirmek ve bu iÅŸleri tamamen gerçekleÅŸtirdikten sonra, İtalya’yı fethetmek istiyordu. Bu plan artık dünyaca bilinmeye baÅŸlanmıştı. Bu projeye karşı yalnız bütün Avrupa deÄŸil, Türkiye’nin doÄŸusundaki komÅŸuları da karşı çıktılar. Bu ÅŸekilde Osmanlı Devletine karşı, bir ittifak meydana getirildi ve uzun süren savaÅŸlar baÅŸladı.

Bu büyük savaÅŸlarda, Osmanlıların karşısında yer alan büyük devletler; Akkoyunlular, Venedik, Macaristan, Almanya, Polonya, Kastilya, Aragon ve Napoli idi. Fatih, dehası ile bu ittifaka karşı koymasını bildi. Düşmanlarını bazen teker teker, bazen ikiÅŸer üçer, bazen beÅŸer onar yenerek bu büyük savaÅŸlardan da galip çıktı. Böylece Türk Cihan İmparatorluÄŸunun temelleri saÄŸlamlaÅŸtırılmış oldu. Dünyanın Osmanlı Devleti karşısında aciz kaldığı ortaya çıktı. Venedik’in deniz üstünlüğü tarihe karıştı. Böylece dünya Hıristiyanlığının iki mühim dayanağından Bizans’ı yıkıp, Venedik’i sindirmiÅŸ oldu.

Uzun süren bu büyük savaÅŸlar 1463’te Fatih tarafından baÅŸlatıldı. Venedik Cumhuriyeti, Osmanlılara savaÅŸ ilan etti. Macaristan da Venedik’in yanında savaÅŸa girdi. Kısa zamanda Osmanlılara karşı savaÅŸa girenlerin sayısı arttı. Her cephede düşmanı yıpratan, diplomatik yollarla bezdiren Fatih, 1470 yazında ordu ve donanması ile EÄŸriboz Adasına yöneldi. Venedik’in Batı Ege’deki bu alınmaz dedikleri üssünü fethetti. Akkoyunlu Beyi Uzun Hasan, Avrupalıların, Osmanlılarla baÅŸa çıkamayacağını anlayınca, Tokat’a hücum ederek burada bir cephe açtı, kuvveti bölmeye çalıştı. 18 AÄŸustos 1472’de Åžehzade Mustafa, Akkoyunlu ordusunu yenerek iÅŸgal edilen Osmanlı topraklarını kurtardı. Fatih, 11 Nisan 1473’te Üsküdar’dan hareket etti. 11 AÄŸustosta Erzincan yakınlarında Otlukbeli’nde Akkoyunlu ordusunu yendi.

Fatih’in akıncı kuvvetleri, Venedik varoÅŸlarına Almanya içlerine kadar seferler düzenleyerek Avrupa’yı alt üst ettiler. 23. seferini BoÄŸdan, 24.sünü 1476’da Macaristan üzerine yaptı. PadiÅŸah, 1478’de Üçüncü Arnavutluk Seferine çıktı. Kırım Hanlığı, Osmanlı birliÄŸine katıldı. 1480’de üçüncü Rodos KuÅŸatması netice vermedi. İyonya Adalarını aldıktan sonra, donanmayı İtalya’ya gönderdi. Temmuz 1480’de Otranto’yu fethettirdi.

1481 senesi ilkbaharında Fatih Sultan Mehmed, 300.000 kiÅŸilik bir ordunun başında olduÄŸu halde sefere çıktı. 27 Nisan 1481 Cuma günü kapıkulu askerleriyle Üsküdar’a geçti. PadiÅŸah Üsküdar’a geçtiÄŸinde hasta olduÄŸu için birkaç gün dinlendi. Daha sonra araba ile hareket etti. Gebze yakınlarındaki Tekir Çayırı veya Hünkar Çayırına geldiÄŸi zaman hastalığı arttı. Bunun üzerine hekimler tarafından konsültasyon yapılarak, verilen ilacın dozu arttırıldı. Fatih’in özel doktoru, Yakub PaÅŸa isminde bir Yahudi dönmesiydi. Venedikliler, Fatih’in zehirlenmesi karşılığında bu dönme PaÅŸa’ya büyük bir servet vadetmiÅŸler, Yakub PaÅŸa da bu iÅŸi gerçekleÅŸtirmiÅŸti. Fatih zehirlendiÄŸini anladığı zaman iÅŸ iÅŸten geçmiÅŸti. Birden bire müthiÅŸ sancılar baÅŸladı ve 3 Mayıs 1481 PerÅŸembe günü öğleden sonra saat dörtte, 49 yaşında iken vefat etti. Fatih’in ölümü bir müddet halktan ve askerden saklandı. Ölüm hadisesi duyulunca, Sultan’ın bir zehirlenme olayına maruz kaldığı anlaşıldı ve Yakub PaÅŸa, asker tarafından parçalanarak öldürüldü.

Fatih’in ölümü, Türk milletini büyük mateme gark etti. Ölüm haberi Roma’ya ulaşınca, İtalya’da toplar atılıp günlerce ÅŸenlikler yapıldı. Papa, bütün Avrupa kiliselerinde üç gün çanlar çaldırıp, şükür ayini yapılmasını emretti.

Fatih’in naşı İstanbul’a nakledilerek, Muhyiddin Åžeyh Vefa hazretleri tarafından kıldırılan cenaze namazından sonra İstanbul’da yaptırdığı Fatih Camiinin bahçesine defnedildi. Daha sonra üzerine türbe inÅŸa edildi.

Fatih Sultan Mehmed Han, orta boylu, kırmızı beyaz yüzlü, dolgun vücutlu, sakalları altın telleri gibi kalın, yanakları dolgun, kolları kuvvetli, burnunun ucu hafif kıvrık, saçı siyah ve sık olup, kuvvetli bir fiziki yapıya sahipti. Londra’da, National Gallery’de, Fatih Sultan Mehmed’in bir portresi bulunmaktadır. Bu portrenin Centile Bellini tarafından yapıldığı, delil olmadığı halde iddia edilmektedir. Halbuki, National Gallery’de bu portreyle ilgili dosyadaki bilgilerden anlaşıldığına göre, her ÅŸeyden önce portre üzerindeki Centile Bellini adı kesin olarak okunamamıştır. Ayrıca, Bellini’nin İstanbul’a gelip, Topkapı Sarayı için manzara resimleri yaptığı bilinmekle beraber, PadiÅŸah’ı gördüğü de belli deÄŸildir.

Türk tarihi, sayılamayacak kadar çok kahraman ve cihangirlerle doludur. Fatih Sultan Mehmed de bunların başında gelenlerdendir. Çünkü o kılıçla keÅŸfi yan yana yürütmüş, çaÄŸ açıp, çaÄŸ kapatmıştır. İstanbul’u bütün ganimetleri içinde firuze bir yüzük taşı gibi parmağında taşımış, bu güzel ÅŸehri torunlarının torunlarına bırakmıştır. Onun için, asırlar boyu her cephesiyle yazılmış, çizilmiÅŸ, hakkında Garp’ta ve Åžark’ta çok ÅŸeyler söylenmiÅŸtir. Tedkik edildikçe derinleÅŸen, derinleÅŸtikçe deryalaÅŸan bu cihangirin sayısız vasıflarından bazıları ÅŸunlardır:

Fatih Sultan Mehmed, soğuk kanlı ve cesurdu. Bu özelliğinin en güzel misalini, Belgrad Muhasarası sırasında, askerin gevşediğini gördüğü zaman önlerine geçip düşman hatlarına girerek gösterdi. İstanbul Muhasarasında da donanmanın başarısızlığı yüzünden atını denize sürmesi bu cesaretinin büyük örneğidir.
Ne istediğini, ne yapacağını, ne yapabileceğini bilen ve bu büyük işleri başarabilmek için gerekli tedbirleri, yorulmak bilmeyen bir azim, sabır ve sükunetle hazırlayan bir insandı.

Çok merhametli ve müsamahalıydı. Kendisine elli gün mukavemet eden, birçok Müslümanın ÅŸehid edilmesine sebep olan İstanbul ÅŸehri ve onun sakinleri hakkında gösterdiÄŸi merhamet, aklın alamayacağı geniÅŸliktedir. Halbuki o devir Avrupa’sında muzaffer bir kumandan, zaptettiÄŸi ÅŸehrin halkına görülmedik zulüm ve iÅŸkence yapmakta kendini haklı görürdü. Fatih vicdan hürriyetine büyük kıymet verirdi. İstanbul’a girdiÄŸi vakit, ayaklarına kapanan İstanbul patriÄŸini yerden kaldırmakla alicenaplığını gösteren cihangir, ÅŸu sözlerle patriÄŸi teselli etti: “AyaÄŸa kalkınız. Ben Sultan Mehmed, hepinize söylüyorum ki: Åžu andan itibaren artık ne hayatınız, ne de hürriyetiniz hususunda gazab-ı ÅŸahanemden korkmayınız!”

Fatih, gayrimüslim tebaasının din ve mezheplerine asla dokunmadı, herkesi vicdani inanışında serbest bıraktı. Fatih, İstanbul’un imarında ücret karşılığında daha çok Rum esirlerini kullandı. Bu sırada biriktirdikleri paralarla hürriyetlerini satın alma imkanını saÄŸladı. Bu müsamaha o devir dünyasının hayalinden bile geçirmediÄŸi bir olgunluk eseriydi.

Batılıların iddialarına göre ÅŸehre giren Türkler, mabedleri yıkmışlar veya yakmışlar, hiçbir ÅŸey bırakmamışlardır. Halbuki bunları yıkan ve yakan yine kendileridir. Bizanslılar surlarda açılan gediklerin tamirinde kullanılmak üzere yüzden ziyade kilise yıkmışlardır. Öyle ki, Fatih Sultan Mehmed, Ayasofya’yı yakından seyrederken, bir yeniçeri neferinin kilisenin taÅŸlarından birini sökmek üzere olduÄŸunu görünce, mani oldu ve; “Size malca alınacak ÅŸeylere izin vermiÅŸtim, mülk ise benimdir demiÅŸtim” diyerek, yeniçeriyi ÅŸiddetli bir ÅŸekilde cezalandırmıştır.

Askeri ve siyasi sahada eÅŸsiz bir deha idi. Askeri alanda baÅŸarısının ilk özelliÄŸi, kılıçla kalemin iÅŸbirliÄŸidir.Ordunun disiplinine çok dikkat ederdi. En küçük itaatsizliÄŸi ve buna sebep olan subayları ÅŸiddetli bir ÅŸekilde cezalandırırdı. Ordusunu, plansız, düzensiz hareket ettirmez, macera hevesiyle kan dökmezdi. Kendi devrine kadar, atalarının yer yer, ada ada yapmış oldukları akınlarını, planlı bir fütuhat haline getirdi ve devletini, sistemli bir idarecilik ÅŸuuruyla istikrarlı, yerleÅŸmiÅŸ bir devlet yaptı. Otuz senelik saltanat devresinde düzenlediÄŸi küçük, büyük seferler, memleketin coÄŸrafi iÅŸbirliÄŸini saÄŸlamaya dayanır. Bu gayeye ulaÅŸmak için de at geçmez kayalıklardan, geçit vermez nehirlerden geçerek; durup dinlenmeden, kış yaz demeden savaÅŸtı. Bütün bu seferleri, bir plana göre yaptığından, nereye gitmesi, nerede durması lazım geldiÄŸini bilerek hareket etti. Yapacağı seferlerin muvaffakiyetle neticelenmesini saÄŸlamak için, aylarca bu seferin bütün teferruatını hazırlardı. Kumandanlığı ile diplomatlığı daima beraber hareket ederdi. Hangi devlet üzerine sefer düzenleyecekse, o devletin iç ve dış münasebetlerini, zaaflarını, kuvvetini, diÄŸer devletlerle olan münasebetlerini en ince noktasına kadar tetkik eder ve sefere, hasmının en zayıf ve kendisinin en kuvvetli zamanında çıkardı. Yapacağı seferlerden en yakınlarına bile haber vermez ve bunların gizli kalmasına çok dikkat ederdi. “Sırrıma sakalımın bir tek telinin vakıf olduÄŸunu bilsem, onu yolar, atarım” sözü meÅŸhurdur. Böyle hareket etmeyi, muvaffakiyetlerinin baÅŸlıca sebeplerinden sayardı. Nitekim böyle hareket etmesinin neticesinde, İsfendiyar BeyliÄŸi ve Trabzon Rum İmparatorluÄŸunu kolayca ele geçirdi.

Çok baÅŸarılı bir diplomattı. Otuz sene, Asya ve Avrupa’da, bazen birkaç cephede beÅŸ, on hatta daha fazla devletle birden harp halinde bulunduÄŸu günler oldu. Böyle zamanlarda düşmanlarının, kuvvetlerini bölmenin, siyasi müzakereler, vaatler ve geçici tavizlerle müttefikleri birbirinden ayırmanın kolayını buldu. Rodos Adasının fethi için donanmayı hazırlarken, zaman kazanmak için oyalama taktiÄŸine giriÅŸerek ÅŸehzade Cem’e bir mektup vererek Demetrios Soplionos isimli Rum ile birlikte Rodos’a gönderdi. Fatih bu mektubunda hafif bir vergi karşılığında kendileriyle sulh ve sükun içinde yaÅŸayacaklarını bildiren, diplomatça bir harekette bulundu.

Casuslar bulundurduÄŸu gibi, Avrupalı devletlerin Osmanlılarla ilgili hareketleri müzakere eden bütün meclislerinde geniÅŸ bir haber alma teÅŸkilatına da sahipti. Almanya’da yerlilerden elde edilmiÅŸ casusları da vardı. İtalya ise, son derece gizli ve daimi bir Türk haber alma servisiyle örülüydü. Fatih’in, bu teÅŸkilatı sayesinde düşmanlarından günü gününe haberi olur, hareketlerini deÄŸerlendirerek tedbirler alırdı.

Fatih, ordu ve donanmasını iyi bir ÅŸekilde tekamül ettirmiÅŸti. Ordunun silahları birkaç senede yenilenir ve daha geliÅŸtirilmiÅŸ olanları eskilerinin yerine konurdu. Osmanlı donanmasının tekamül etmiÅŸ ÅŸekilde kurucusu Fatih’tir. TopçuluÄŸa gerekli ehemmiyeti veren ilk padiÅŸahtır. Fatih’ten önce, top, bütün dünyada, daha çok sesi ile düşmanı ürkütmek için kullanılırdı. Büyük kaleleri yerle bir edebileceÄŸi ve meydan muharebelerinde rol oynayacağı hiç düşünülmemiÅŸti. Fatih, bütün bunları akıl ederek, o tarihe kadar görülmeyen sayı ve çapta top yapılmasına yöneldi. Topların balistik ve mukavemet hesaplarını kendisi yaptı. Piyadeye de, öncesine nispetle, büyük önem verdi. Osmanlı ordusu, esas bakımından bir süvari ordusu olmaya devam etmiÅŸse de, yeniçeri ve azab gibi piyade sınıfları, Fatih devrinde önem kazandı.

Fatih Sultan Mehmed, ilme, sanata ve ilim adamlarına çok kıymet verirdi. Zihniyeti ve tabiatı itibariyle ileri hamleden hoşlanan, terakki ve medeniyetten zevk alan bir padişahtı. Tıpkı askeri fetihleri gibi, ilim adına açtığı savaşta da bir alimler, sanatkarlar ordusu kurdu ve bu muhteşem orduya kendisi serdar oldu. Yeni devletin kurulması planının icrasında eğitim ve öğretimin tesir ve önemini her şeyden üstün tuttu. Maarif sistemini kanunla tanzim ederek ulema sınıfı diye tanınan ve idarenin temelini meydana getiren diyanet ve hukuk kurumlarını teşkilatlandırdı. Devlet idaresini ve bunun ilmileştirilmesini esas aldı.

Akli ve nakli ilimlerde söz sahibi olan alimleri İstanbul’a topladı ve onların talebe yetiÅŸtirmesi için medreseler kurdu. Devrinde yetiÅŸen büyük alim ve sanatkarlar mühim eserler verdiler. Fıkıh ilminde Molla Hüsrev, tefsirde Molla Gürani, Molla Yegan, Hızır Çelebi, matematikte Ali Kuşçu, kelamda Hocazade, zamanının büyük alimlerindendi ve ülkesine dünyanın dört bir tarafından alimler akın ederdi. Hatta Molla Cami bile İstanbul’a gelmekteyken, PadiÅŸah’ın ölüm haberi üzerine geri döndü.

İyi bir komutan ve devlet reisi olan Fatih, aynı zamanda iyi bir ilim adamı ve şairdi. Latince ve Rumca ile Arapça, Farsça ve Türkçe'ye bütün incelikleriyle vakıftı. Şiirde, devrin üstatları arasında yer aldı. Hatta, sarayda divan sahibi olan ilk padişahtı. Çünkü o, medeniyetin, sanatsız olarak fertlerin gönüllerinde yer alacağına ihtimal vermiyordu. Dedelerinin devlet kuruculuk kudretini, iradeli bir idarecilik şuuruyla geliştirmesini bilen Fatih, çevresinde devrin üstad şairlerini topladı. Avni mahlasıyla edebi değeri yüksek beyit ve gazeller söyledi. Aruzu, usta şairlerden farksız bir hakimiyetle kullandı, şiirlerinde ince hissiyat ve düşüncelerini dile getirdi.

Bizümle saltanat lafın idermiş ol Karamani
Huda fursat virürise, kara yire karam anı

beyti, KaramanoÄŸlu’nun çıkardığı fitne ve fesatlar karşısında ÅŸahlanan celalini gösterdiÄŸi gibi, aÅŸağıdaki ÅŸiiri de ince duygular sahibi hassas bir gönlün, Türk edebiyatına nadide bir armaÄŸanıdır:

Sevdün ol dilberi söz eslemedün vay gönül
Eyledün kendözüni aleme rüsvay gönül
Sana cevr eylemede kılmaz o pervay gönül
Cevre sabr eyliyemezsin n’ideyin hay gönül
Gönül eyvay gönül vay gönül eyvay gönül

Bilmedüm derd-i dilün ölmek imiş dermanı
Öleyin derd ile tek görmeyeyin hicranı
Mihnet ü derd ü game olmağiçün erzani
Avniya sencileyin mihnet ü gam-keş kanı
Gönül eyvay gönül vay gönül eyvay gönül

İstanbul’un fethinden sonra Fatih, hocası AkÅŸemsettin’in elini öpüp, tahtı tacı bırakıp derviÅŸ olmak istedi. AkÅŸemsettin, bu teklifi reddederek, devlet iÅŸlerine memur edilen padiÅŸahın asıl vazifesini yapmamış olacağını, din-i İslam ve adaletle memleketi ve dünyayı idare etmenin daha makbul olduÄŸunu; aksi halde din ve devlet zarar göreceÄŸi için, ikisinin de Allah indinde mesul olacaklarını bildirdi. Bunun üzerine Allah aÅŸkı ile yanan kalbinin ateÅŸini de ÅŸiirleriyle ortaya döktü.

Fatih Sultan Mehmed, kelam ve matematik ilminde devrinin en büyük otoritelerinden biriydi. Bizanslı tarihçi Kritobulos’un hayranlıkla anlattığı, balistik sahasındaki keÅŸifleri, ortaçağın surlarını yıkmıştır. Bu suretle, Avrupa’nın timsali olan derebeyi ÅŸatoları toplarla yıkılarak büyük devletler kurulmuÅŸ; neticede büyük güç kaynakları bir araya toplanarak ortaçaÄŸa son verilmiÅŸtir. Bu suretle Türkler, ortaçaÄŸdan yeniçaÄŸa Avrupa’dan daha evvel geçmiÅŸlerdir.

Fatih Sultan Mehmet, teÅŸkilatçı ve imarcı idi. Devlet idaresini tam bir intizam içinde yürütmek için lüzum ve ihtiyaç görüldükçe İslam'ın esaslarına uygun kanunlar ve fermanlar yayınladı. Tanzimat dönemine kadar, Osmanlı Devletinin temel kanunu olarak mer’iyyette (yürürlükte) kalan Fatih Kanunnamesi, çok mühim bir eserdir. PadiÅŸahın görüşleri alınarak sadrazam Karamani Mehmed PaÅŸa tarafından hazırlanan bu çok önemli kanunnameyi, NiÅŸancı Leyszade Mehmed Çelebi kaleme almıştır. Kanuni Sultan Süleyman devrinde hazırlanan kanunnamede de bu eser esas alınmıştır. Osmanlı Devletinin bütün temel müessese ve teÅŸkilatı, Fatih devrinde en mükemmel hale gelmiÅŸtir. Enderun Mektebini kurarak, ülke için gerekli devlet adamı yetiÅŸtirilmesini yine o saÄŸlamıştır.

Fatih Sultan Mehmed, doÄŸu Türkleri ile temasa büyük önem verdi. OÄŸlu Sultan İkinci Bayezid de Türk medeniyetini ilerletmek hususunda babasını takip etti. DoÄŸu Türklerinin, Timur Han devri medeniyeti denilen medeniyet hareketlerinin benzeri, Fatih devrinde Osmanlılarda tahakkuk etti. Fatih, batı dillerinden bir kaçını bilmesi sebebiyle Avrupa literatürünü çok iyi takip etmiÅŸ, Türklerin her hususta Avrupalılardan üstün bulunması sebebiyle, Avrupa’dan bir ÅŸey alma ihtiyacını duymamıştır.

İstanbul’un imarına çok önem veren PadiÅŸah, saray, camiler, medreseler ile hamamlardan baÅŸka ÅŸehrin çeÅŸitli yerlerinde 4000 dükkan yaptırarak vakfetti. Büyük camilerin yanındaki medreselerin haricinde 24 medrese, 12 han, 40 çeÅŸme ve Halkalı Su Tesisatı ile iki gemi tersanesi ve kışla, yapılan binalar arasındadır. İstanbul imar olunurken, diÄŸer taraftan Bursa, Edirne gibi ÅŸehirlerde imar faaliyetleri büyük bir hızla devam etti. Bu devirde Bursa’da 37, Edirne’de 28 ve sair ÅŸehirlerde 60 cami yapıldı.

Edirne’de Tunca Nehri kenarında 1451 senesinde büyük bir saray inÅŸa edildi. Bu sarayın bir modeli Topkapı Sarayıdır. Bu saray, 1876 Osmanlı-Rus Harbinde cephane infilakıyla harap oldu.

Batılı Gözüyle Fatih

Büyük devlet ve ilim adamı olan Fatih, en büyük düşmanlarının gözlerini kamaÅŸtıran bir padiÅŸahtır. Eserlerinde ondan takdirle bahsetmiÅŸlerdir. Fetih sırasında İstanbul’da bulunan İtalyan Zorzo Dolfin, bir keresinde şöyle demiÅŸtir:

“Sultan Mehmed, çok az gülerdi. Zekası, daimi bir çalışma halindeydi. Çok cömertti. Her iÅŸte fevkalade atılgan, hatta cüretkardı. SeçtiÄŸi hedeflere eriÅŸmek için çok ısrar ederdi. SoÄŸuÄŸa, sıcaÄŸa, açlığa, susuzluÄŸa tahammüllüydü. Kesin konuÅŸur, kimseden çekinmezdi. Zevk ve sefadan uzaktı. Türkçe, Yunanca ve Sırpça'yı çok iyi konuÅŸurdu. Her gün bir müddet okurdu. Roma tarihi, baÅŸka devletler tarihi, Laerce, Tite-Live, Herodot, Quinte-Curce, Papaların, Alman İmparatorları ile Fransa ve Lombardiya krallarının vakaları, okuduÄŸu tarihler arasındaydı. Avrupa’daki bütün devletleri tanırdı. Özellikle İtalya’nın coÄŸrafyasını en ince noktasına kadar bilirdi ve bir Avrupa haritasını yanından ayırmazdı. Askeri ve coÄŸrafi ilimlerle isteyerek meÅŸgul olur, araÅŸtırmalar, incelemeler yapardı. Tabiiyeti altında bulunan ülkelerin adet ve ÅŸartlarını, devletin ve bölgenin menfaatlerine kullanmakta maharetliydi.”

DiÄŸer bir İtalyan tarihçi Langusto, İstanbul’un fethinden sonra şöyle yazmıştır:

“Sultan Mehmed, ince yüzlü, ortadan fazla uzun boylu, silahlar kuÅŸanmış, asil tavırlı, çok az gülen, devamlı öğrenmek ihtirası ile yanan, cömert ve iyi kalpli, gayelerine ulaÅŸmakta inatçı bir hükümdardı. En çok harp sanatına meraklıydı. Her ÅŸeyi öğrenmek isteyen zeki bir araÅŸtırmacıydı. Sefahat düşkünlüğü olmayıp, kötü adetleri yoktu. Harem dairesinde çok az vakit geçirirdi. Nefsine hakim ve uyanıktı. Her ÅŸarta tahammül gösterebilirdi ve bir cihan devleti peÅŸindeydi.”

Alman müsteşrik Franz Babinger, "Mehmed-II der Eroberer und seine Zeit Weltenstürmer einer Zeitenwende" adlı eserinde şöyle yazmaktadır:

“Türk dünyası için Fatih, günümüze kadar, bütün imparatorların en büyüğü olup, beÅŸer tarihinde baÅŸka her hangi bir ÅŸahsın kendisiyle mukayese edilmesi zordur. O, Türk milletine, bütün tarihinin en harikulade ve en yaklaşılması gayr-i kabil ÅŸahsiyeti olarak takdim edilmiÅŸtir. Batı aleminin mukadderatı, Fatih Sultan Mehmed’in görünmesiyle sarih bir ÅŸekilde iÅŸaretlenmiÅŸtir. Kudretli ÅŸahsiyeti, büyük Avrupa sahalarının dış görünüşünü derinden deÄŸiÅŸtirmiÅŸtir. OrtaçaÄŸdan çıkarken, insanları ve dünyayı görüş tarzında, Fatih’in ÅŸahsiyeti, zekaları tesir altında bırakmıştır.”

Adaletten kıl kadar ayrılmayan, kendisine takdim edilen iki mısralık basit şiir için sahibine bol ihsanda bulunan ve bir çiçek yetiştirene 500 altın bahşiş veren Fatih, her bakımdan devrinin üstüne çıkmış bir hükümdar ve insan-ı kamildir. Bu büyük cihangir hakkında, günümüze kadar, binlerce kitap yazılmıştır.
Web Master Nail GÖK . http://www.forum112.com @ 2006 - 2010
Resim
Kullanıcı avatarı
vefakardost
ORTAK
ORTAK
 
Mesajlar: 2207
Kayıt: 16/11/2006, 23:15
Konum: MANİSA

Mesajgönderen Ertan tarih 19/2/2007, 17:38

paylaşım için saol
<= £®o => İhtiyaç DuyduÄŸunuz Her An Yanınızda... <= £®o => üye olmadığınız için bu linki göremiyorsunuz. üye olmak için Tıklayınız.
Ertan
BÖLÜM YETKİLİSİ
BÖLÜM YETKİLİSİ
 
Mesajlar: 643
Kayıt: 10/2/2007, 19:38
Konum: Forum112


Dön Tarih

Kimler çevrimiçi

Bu forumu gezen kullanıcılar: Hiç bir kayıtlı kullanıcı yok ve 0 misafir