9 Şubat 1830'da Eyüp civarında II. Mahmut'un kız kardeşi Esma Sultan'ın sarayında doğmuş olan yeni pâdişâh otuz yaşlarında idi. Pehlivan yapılı idi. iri siyah gözleri ve simasının hatları mülâyemetten çok gurur ifade ediyordu. Şehzadeliğinde, esaslı bir terbiye görmemekle beraber, oldukça serbest yaşamıştı. Bünyesinin verdiği imkânlardan faydalanarak ve kendisini tabiî temayüllerine terketmek suretiyle spora heves etmişti. Mükemmel bir binici ve avcı idi; kürek çekmeyi, yüzmeyi ve güreşi de seviyordu. Ok ve cirid atmaya da merakı vardı. Müzik ve edebiyata karşı fazla meyli yoktu.
Padişahlığının ilk yılında kardeşinden kalan saray tiyatrosunu ahıra çevirttiği gibi, dövüştürmek maksadıyla beslediği horozlarıe av köpekleri için yeni binalar yaptırdı.
Zeki ve akıllı idi. Fakat aynı zamanda da kibirli ve gururlu idi; padişah olarak devletin şan ve şevketini yükselteceği ve imparatorluğun işlerini düzene koyabileceği hususunda nefsine itimadı vardı.
Halkın bütünü bu itimada iştirak etmiyordu, düşünceleri Alafranga âdetlere düşmanlığı başlangıçta israflara aleyhtar oluşu, mutaassıp kimseleri kendi tarafına çekmesine sebep oldu.
Bunlar, Abdülmecit devrinde, bir saltanat değişmesi dedikodusu bile çıkarmışlardı. Abdülmecid endişeye düşmüş, bir aralık saltanatın büyükten büyüğe geçmesi usulünün terkedilerek babadan oğula intikali usulünü kanun kabul etmeyi bile düşünmüştü. Daha sonra da Abdülâziz'i Trablusgarb'a vali tâyin etmeği tasarlamış, fakat cüret edememişti. Sadrazam Mehmet Paşa'nın veliahtı ortadan kaldırmak hususundaki imalı teklifini ise nefretle karşılamıştı.
Devlet adamları ile sarayın büyük memurlarından bazıları ise; sert tabiatlı ve istibdatçı zihniyetli olduğundan Abdülâziz'in yerine şehzade Murat Efendi'nin tahta geçmesini istiyorlardı. Bu yolda ortaya atılmış olan haberler, Abdülmecid'in ölümünden sonra bile biat merasimine kadar sürdü. Abdülâziz de bu şayialardan haberdar olduğu için endişeli idi. Biat ile beraber bu şayialar son buldu. Halkın büyük ekseriyeti; buhranlı anlarda durumun düzelmesini devlet makamında veya devlet kapısındaki değişmelerden beklentiye alışmış bulunduğundan Abdülâziz'in padişahlığını sevinç ile karşıladı.
20 Haziran 1861 de Abdülmecit öldü. Saray halkı, devlet adamları ve ulema, yatağını değiştiren bir nehir gibi, akın halinde veliaht Abdülâziz Efendi'ye koştular. Sadrazam Kıbrıslı Mehmet Paşa, Kaptanı Derya Mehmet Ali Paşa ve Serasker Rıza Paşa matem ve müjde haberini tahtın yeni sahibine ulaştırdılar. Abdülâziz, âdet olduğu üzere, Topkapı Sarayı'nda Kubbealtında kurulan tahta çıktı ve kendisine biat edildi. Bu sırada, Abdülmecit'in cenazesi musalla taşına konulmuştu. Cevdet Paşa, taht etrafında toplananlar ile musalla taşı karşısında el bağlayanlar hakkında şöyle demektedir:
"Sultan Mahmud'un ölüm günü istanbul'u bir korku ve dehşet kaplamıştı. Sultan Abdülmecid'in günü de İstanbul'u sonsuz bir hüzün ve keder kapladı."
"Cennetmekân hakkında görülen bu umumî sevgi pâdişâh cenazesi olduğu cihetle müdahaneye yorumlamak ihtimali yoktur. Zira ileri gelenler, vükelâ ve saraylılar yeni pâdişâhın yanında idi. Zamanın ikbal düşkünleri de o taraflarda dolaşıyor idi. Cenaze namazında hazır olanların çoğu gönlü temiz insanlardı."



